Oblomovun içinde olup bitenlerden kimsenin haberi yoktu. Eşi dostu sanıyordu ki onun bütün derdi yemek içmek içten ve uyumaktan ibaret. Ne bilsinler? Herkes onu akıllı bir insan diye tanıyordu. Oblomov’un içinden geçenleri bir Ştoltş bilirdi.
Oblomov böyle eve kapanıp ne yapıyordu? Okuyor mu, çalışıyor mu, yazı mı yazıyordu? Evet, eline bir kitap alıp, bir gazete geçerse okurdu. Önemli bir eser çıktığını duyunca da okumaya heveslenirdi; kitabı elde etmeye çalışır, ondan bundan ister, çabuk getirirlerse okumaya koyulurdu. Konuyu şöyle böyle anladı mı zihni işlemeye başlardı; biraz daha gayret etse eseri kavrayabilirdi; ama sabrı tükenir, yatağa uzanır, gözlerini tavana diker, öyle bakakalırdı. Çabuk uyanan hevesi hemen geçiverirdi. Bir defa kapadığı kitabı da bir daha açtığı olmazdı
Her biri hayatı bir türlü anlıyordu; hiçbiri Oblomov gibi anlamıyordu, ama gene de onu kendi hayatlarına karıştırmak istiyorlardı. Bütün bunlar Oblomov’un hoşuna gitmiyor, onu tiksindiriyordu.