Uzaklara bakmak, tıpkı geleceğe bakmak gibi. Aslında koskocaman duruyor her şey gözlerimizin önünde; fakat o kadar buğulu, o kadar karanlık ki göremiyoruz bile. Hasretini çekiyoruz bir karış ötemizde duran şeylerin. Sihirli bir değnek gelip hayatımıza dokunacak ve bir anda içimiz gerçek bir bütünlük hissiyle dolacak sanıyoruz. Ve o da ne! Var gücümüzle koştuğumuz geleceğin olduğumuz andan tek bir farkı yok. Adını "gelecek" koyduğumuz belirsiz bir hayalin peşinde koşarken, duvarlarımızı ve yoksunluğumuzu yanımızda götürmüşüz. İçimizde bir adım öteye gidememiş olmanın burukluğuyla ruhumu- zun tek avuntusunun hayal kurmak olduğunu anlarız.