Edebitiyatral Hatıralar

Edebitiyatral Hatıralar
@Fevziteoman
ARŞİV
16 okur puanı
Temmuz 2025 tarihinde katıldı
"Nasıl İsmet Özel 'cumhuriyetle yaralı' ise Nilgün Marmara da 'dün­yayla yaralı' idi." Ece AyhanEce Ayhan
Reklam
İnternette Nilgün Marmara ile Anılan Ama Ona Ait Olmayan Cümleler "Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna."* "Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım."** "Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kal-bim; arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim." "Maskelerinizi kuşanıp yalanlarınızı çoğaltın. Hepiniz mezarısınız kendinizin..."*** "Erken vazgeçişlerim vardı benim seninse erken tükenişlerin ve gece uygun değildi beklemeye yine de bekledim... Avcumda unutulmuş binlerce gölge yeraltında öldürülmeyi bekledim günışığı vururken gözüme ölmeyecektim. Katilim yoktu, katilim çok..." _______________________________________________________ * Nilgün Marmara, bu cümleyi Libyada yazdığı oyun için aldığı notlarda yazmış ve tırnak içinde kullanmıştır. Anonimdir. Ece Ayhan'ın çocuk şiirinin bir yetişkinin ulaşamayacağı saflığını ve güzelliğini anlatmak için sık sık kullandığı söylenen bir örnektir. ** Bu cümle, Nilgün Marmara'nın çok sevdiği Ingeborg Bachmann'ın Malina kitabından bir alıntıdır ve Nilgün Marmara altını çizdiği yerleri deftterine geçirdiğinden onunmuş gibi algılanmıştır. *** Bu dizeler, Nilgün Marmara Metinleri ve Fragmanlar kitabının yazarı Serdar Aydın'a aittir.
Ve bir gün tüm şiirlerini topladı, arkadaşı Haydar Ergülen ile de paylaştı. Hatta birkaç şiiri Beyaz ve Şiir Atı gibi dergilerde yayımlandı. 1987'nin sonbaharında şiirlerini topladı, utana sıkıla Haydar Ergülen'e götürdü. On yıldır yazdığı şiirler olduğunu söyledi yazdıklarının, eğer Haydar Ergülen okuyup beğenirse bu şiirleri Şiir Atı Yayınları'ndan yayımlayıp yayımlamayacaklarını sordu. Paniğini kukla yapmış bir çocuk mahcubiyeti vardı yüzünde. Haydar Ergülen şiirleri birkaç gün içinde okudu, şaşırtıcı buldu. Çok iyi bir şairi haber veriyordu şiirler... Hemen Nilgün Marmara'ya telefon etti. Şiirleri yayımlayacaklarını söyledi. Nilgün Marmara çok sevindi. Üzerinden bir yük kalkmış gibi ferahladığını söyledi. Şiir kitabı yayımlanacak, Nilgün Marmara kitabına dokunacak, mahcup mahcup imzalayacaktı. Cemal Süreya, Ece Ayhan, Tomris Uyar, Lale Müldür, Haydar Ergülen, İlhan Berk ve daha kimler kimler... Yine Kızıltoprak'taki o eve gelecek, şiirden bu defa Nilgün Marmara'nın şiirinden konuşacaklardı. Çılgın Zelda butları fırına atacaktı, gülüşeceklerdi. Tebrik edeceklerdi kitap için. Nilgün Marmara ırmağın akışına müdahale etmek istemeseydi. Kitabın yayımlanacağı günü gerçekten bekliyor muydu, yoksa yayımlanabilme ihtimalini öğrenip de bu dünyadan öyle mi gitmek istemişti, bunu kimse bilemeyecekti. "Sus..." demişti bir gün, gelecekte yapacağı şeyler-den bahseden ablasına. "Sus, zeki insanlar planlarından asla bahsetmezler, onları gerçekleştirirler." Nilgün MarmaraNilgün Marmara
Dinar Bandosu
Küçük İskender, Metin Altıok gibi genç ve özgün bir tarzı giyinen şairleri aldığı bir grupta sayıyordu Nilgün Marmarayı: Yeni Marjinaller. Hatta bu grubun içine dahil etmekten çok, onu bu grubun şefi ilan ediyordu: "Şöyle bir şaka kurmuştuk: Sanki bir şenlik var. Sağdan soldan eğri büğrü çalgılar ve sökük bayrak kırmızısı üniformalar. Yani 'Dinar Bandosu! Nilgün Marmara zaman zaman havalara attığı asasıyla önde yürüyen şef genç kız, Cihat Burak 'helikon'u sol yerine sağ omzuna takmaya çalışıyor. Sen izci kılığında 'trampet', ben İngiliz kornosu, Sezai Karakoç kös', Komet 'zil', Enis Batur 'trompet', gerçek 'mahzun marjinal' Metin Altıok 'yatay flüt', Turgay Özen 'okarina', Sami Baydar 'obua', Küçük İskender ağzıbozuk bir klarnet' - yeni bir İstanbul ezgisi çalıyoruz. Yalnız bir Memet Fuat 'sousaphone'la alttan alta kanto ritminde bir marş havası tutturmuş. 'Şiir adamları da belki var ama onlar iyi seçilmiyor." Nilgün Marmara'nın içinde bulunduğu bu Dinar Bandosu, Ece Ayhan'ın taktığı bir isimdi. Dinar, Ege'de çatma bandolara takılan isimdi. Kadrosu yoktu bu bandonun. Çatlak sesler çıkaran çalgıların olduğu, sökükler içinde bayrak kırmızısı üniformaların bulunduğu bu bando, sadece törenlerde öylesine, birdenbire, hızlıca bir araya gelirdi. Ece Ayhan, bu bandonun çalgıcılarını daha da detaylandırmış ve herkese tek tek bir görev vermişti. Zaman zaman içindeki çalgıları zaman zaman da kişileri değiştiriyor ama bandonun hissettirdiklerini hiç değiştirmiyordu. Bandonun en büyük özelliği herhangi bir kuralı ol-maması ve her an değişmeye hazır olmasıydı. Verdiği görevlerde **Nilgün Marmara'ya “tambur majör" görevini yüklemişti. Tambur majör, elindeki asa ile bando takımının çaldığı parçayı, yürüyüşü ve ritmi yönlendirirdi. Bu düzensiz bandonun en başında bu görevle Nilgün
Nilgün Marmara'nın tedavi olması gerekliydi. Ama o tedavi olmak istemedi, reddetti. Doktordan köşe bucak kaçtı. Doktor eve geliyor ama o evde olması gereken zamanda evde olmuyordu. Doktor, Nilgün Marmara ile konuştuktan sonra eşi Kağan Önal'a işinin çok zor olduğunu söyledi. Çünkü Nilgün Marmara eğitimli, çok zeki ve kültürlüydü. Tedaviyi kabul etmesi de tedaviden memnun kalması da oldukça güçtü. İyileşmesi için entelektüel faaliyetlerden, okumaktan ve yazmaktan uzak durması gerekiyordu. Nilgün Marmara'nınsa yabancısı olduğu dünyadan kaçtıkça sığındığı tek şey okumak ve yazmaktı. Ne okumaktan geri durabilirdi ne de yazmaktan... Duramadı da. Lityum tedavisi alması gerekliydi. Lityum bir duygudurum düzenleyiciydi, lityum tedavisinin hastalığın şiddetini azalttığı ve intihar isteğinin önüne geçtiği bilinmekteydi. Ancak Nilgün Marmara tedaviden kaçtı. Nilgün MarmaraNilgün Marmara, s.89
Reklam