“Kalk hadi!” diyor, “Kalk! Bir mezar açıp içine bakalım.” Banktan kalkmayacağım. Onunla yürümeyeceğim. Bir mezarı açıp içine bakmak istemiyorum. Melekleri yerden toplayacağım. Kendi omzuma koyacağım. İncileri ipe dizip boynuma asacağım.
“Mezarlar! Mezarlar insanların geçmişinin. Ziyaret etseler de, etmeseler de. Geçmişimizi göme göme .. inciler sahte. Mezarlar boş. Sanır mısın ki, ölünü gömdüğün o mezar, emaneti sonsuza kadar saklar. Aç bak. Bütün mezarlar bomboş. Kara delik dedikleri, öyle sandıkları gibi, fezada değil toprağın içinde. Toprağın ta dibinde bir sürü kara delik var ve sen geçmişin olan ölülerini toprağa emanet ettiğini sanırken, aslında küçücük ve derin çok derin, uçsuz bucaksız kara deliklerden içeri atıyorsun. Ara bak bakalım mezarlardan birinde, herhangi birinde, ölünü, herhangi bir ölünü koyduğun gibi bulabilecek misin?”