Dünyayı pis bir döşek,bitmesin diye az, çok az yakılan ve üstünde yoksul çorbalar kaynayan küçük mavi bir tüp, birde içi paçavra dolu tahta bir valizden ibaret sanıyordu… Annesi onu gün boyu uyumaya zorluyordu. Yaşama ancak geceleri izin vardı. Gündüzleri demiryolunda deli bir anne kızıyla saklambaç oynuyordu.
Bir keresinde
yerkürenin çekirdeğinde yanan
ateşe tutulmuştum.
Saçlarımdan tutuşmuştum.
Bir keresinde bir jilete aşık olmuştum.
Ne kadar ince damarım varsa hepsini tek tek kesmiştim.
Akan kanda geleceğimi içmiştim.
Ben yıllardır yalnız, yapayalnız ama mutlu.. ışığa küs, hayata küs, meraka küs, yalnız, yapayalnız, bir küçük odada tahtalar ve cilalarla baş baş yaşamaya alışmışken;
.. sanki tuhaf bir müjde vermek istermişçesine geldi… çıkageldi.. nemli, küflü, ışığa küs, hayata küs, meraka küs, yalnız, yapayalnız küçük odama, hayatıma, yanıma sanki ezelden varmış gibi çöreklendi.. hemde o tuhaf, çok tuhaf haliyle.
Sakın bana ismimi sormayın
Sakın gözlerimin tam içine bakmayın
Yanımdan geçerken bana dokunmayın.
Varsayın ki burada değil, oradayım.
Oraya siz gelemezsiniz.
Köprüleri yıktılar, gemileri yaktılar, yollar kayboldu.
Ben başlayın.
Ben uçurumlar kadar tehlikeli
Dereler kadar tekinsiz
Rüzgarlar kadar esriğim.