"Bunu yapınca ne oluyor?"
"İşe yaramış oluyoruz böylece. Varoluşsal olarak işe yaramış oluyoruz. Hayatın en önemli ve en anlamlı işi, O' nu onaylamak. O'nu anmak, O'nun varlığını kutsamak. Bu, insanın varoluşunun derin sırrı.
Dışarıda her an yazılan bir hikâye var demiştik hatırlarsan. Her gün yeniden yazılan bir kâinat var. Her satırı anlamlı. Her satırı güzel yaratılan bir evren. Ve sen
bu yaratılışın, varoluşun muhteşem şahidisin. Şu lilyumların karşısındaki seni bir düşünsene. İnsan daha ne kadar önemli
olabilir? Kanser ilacını bulmana gerek var mı? Seni ünlü edecek bir iş yapmana gerek var mı?
Bir de şunu anlamıştım: Musibetlere maruz kaldığınızda feryat etmeniz, başınıza gelen esas belaydı. Kendi ellerinizle ördüğünüz bir bela. Narsistleşmiş benliklerin ruhunuza ve kalbinize çektirdiği cefa. İnsana düşen, feryadı bırakmak ve musibetlere gülümsemekti. Bazılarınız bunu yaptı. O zaman musibetler de onlara gülümsedi. Onlar, ne "niye"lerin içinde boğuldular ne de
"keşke"lerin.
En çok da ben bunu hak etmedim, deriz. En tehlikelisi budur. Yani demem o ki, her acı taşınabilir acıyı taşınmaz hale getiren ona razı olamayışımızdır.
Genel kabul şu olmuştur: Hastan
o mucurlu yola girmeseydi, anne babasının başka bir sebepten ölüp ölmeyeceğini biz bilemeyiz, bu bizim bilgimizin dışındadır. Bunu ancak Mutlak Bilgi Sahibi Yaraticı bilir, biz O bildirmedikçe O'nun ne bildiğini bilemeyiz.
Bu bakış açısı, olasılıklar üzerinden fikir yürütmeyi baştan kesip atmıştır. Bana da doğru gelen budur.