İçimizdeki Şeytan... kitabı okurken oturup düşündüğünüzde size verebileceği birçok mesaj ve hissettireceği birçok duygular var..mesela Ömer karakterinde ne kadar zeki ve bir şeylerin farkında bir insan olsanızda nefsinize yenik düşüp iradeli olamazsanız neler olabileceğini görürsünüz.. Macide karakterinde ise çevresindeki doğallıktan uzak yapmacık davranışları olan ve birbirlerini anlamadan, kör bir yarışa girmiş insanların arasında hissettiği ıssızlığı dibine kadar sizde hissedeceksiniz.. Beni en etkileyen olay ise kitabın sonlarına doğru Ömer'in vazgeçişi oldu..bazı yerleri sıkıcı gibi gözükse de kitap bitip bir bütün olarak baktığınızda sizde derin ve hüzünlü duygular bıraktığını farkedeceksiniz...
kitabın sonlarında kafama balyozla vurulmuş gibi hissettiren cümleler:
“Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var... Hiçbir şey üzerinde düşünmeye, hatta bir parçacık durmaya alışmayan gevşek beyinlerimizle kullanmaya lüzum görmeyerek nihayet zamanla kaybettiğimiz irademizle hayatta dümensiz bir sandal gibi dört tarafa savruluyor ve devrildiğimiz zaman kabahati meçhul kuvvetlerde, insan iradesinin üstündeki tesirlerde arıyoruz.”
ve kitabın en hüzünlü cümlelerinden birisi:
“Kim bilir... Belki uzak bir günde, büsbütün başka insanlar
olarak, tekrar karşılaşır ve belki gülüşerek birbirimize
ellerimizi uzatırız...”
Son olarak şunu söyleyebilirim ki Sabahattin Ali'nin kitaplarını okurken oradan oraya büyük hüzünlerle savrulduğunuzu hissedeceksiniz
vesselâm..