Onun gözlerinde gördüğüm umut, onun sesinde duyduğum hayat, bana unuttuğum her şeyi hatırlatmış, ruhumun en derinlerinde saklı kalmış, çoktan solduğunu sandığım baharları yeniden filizlendirmişti. Her şeyin yitip gittiğini sandığım o anlarda bile, onun varlığı bana bir kez daha nefes aldırıyor, zamansız ve tarifsiz bir iyileşmenin içinde kendimi bulmamı sağlıyordu.
En derin rüyanın tatlı kucağında huzur bulduğumu sandığım her an, acımasızca o rüyadan koparılıp yalnızlığın soğuk yüzüyle uyanıyor, bu varoluşun içinde mahsur kalmanın öfkesiyle kıvranıyordum.
İçimde büyüyen, tarif edilemez bir yalnızlık, içimde taşıdığım acının sessiz ve çaresiz yankısını kimseyle paylaşamamanın verdiği derin hüsran, her geçen gün daha da ağırlaşıyordu. Ben, basamak basamak insana dair olanın en karanlık ve en ıssız derinliklerinde kaybolmuş ne ileriye ne de geriye gidebilecek bir yol bulamaz hale gelmiştim.
Bir mahkûmun yalnızlığı, bir insanın en savunmasız anlarında bile hayata tutunma çabası, kelimelerin arasında ince ince işlenmişti ve ben her cümlede derin bir hüzne kapılıyordum.