"Ortaokuldayken bahçeye bir kitap sergisi açılmıştı," diye devam etti.Konuşmayı keser korkusuyla sert hareketler yapmaktan kaçınıyordum. Merakım yüzümden belli olacak bu da onu sıkıntıya sokacak diye çekiniyordum. Nihal ise döner koltukta kendince bir dans tutturmuştu, bazen bana, arkamdaki kitaplara, bazen de yatağımın kırkyama örtüsüne bakıyordu.Ayak parmak uçlarını terliklerinin arkasına koyup topuklarını kaldırdı, pantolonunun cebinden ikiye katlanmış bir kâğıt mendil çıkarıp sessizce burnunu sildi, birkaç kez diliyle dudaklarını ıslattı, yaşadığını gösterecek başka bir dolu şey yaparak, sonunu hiç getiremeyecekmiş gibi bana şu hikâyeyi anlattı: Ortaokul üçteyken, okulun bahçesine bir kitap sergisi açılıyor. Bahar aylarında güzel, güneşli bir gün. (Açık pencereyi gösterip "Böyle bir gündü," demişti, başımı salla mıştım, "böyle günleri" iyi bilirdim.) Her ders saatinde bir sınıf sergiyi geziyor, öğretmen eşliğinde. Nihallerin sınıfı ilk derste çıkıyor bahçeye. Sabah güneşi. Öğretmen herkesin bir kitabı incelemesini istiyor.Sergideki üniversite öğrencisi "ağabeylerden" biri Nihal'e bir kitap uzatıyor. Bizim kız beğenip alıyor kitabı. Nihal sonraki birkaç teneffüste de sergiye gidiyor, kitaplara bakıyor. O ağabey, Nihal'le ilgileniyor. Birkaç kitap daha öneriyor, Nihal'e sorular soruyor. Çetin düşünsene, bizim tatlı kızımız beyaz gömlek gri forma lacivert hırka içinde, üstelik saçını bağlayıp başının oval biçimini ortaya çıkarmış, güzel elagözleriyle kitaplara bakarken, üniversiteli bir çocuğun ilgisini çekiyor. Ama çocuk da Nihal'in ilgisini çekiyor. "Elleri çok güzeldi. Kitapları öyle değişik tutuyordu ki! Uzun, kıvırcık saçları vardı. Bağlamıştı saçlarını. Fakat herkesin beğeneceği bir tip değildi." Nihal herkesin beğenmeyeceği "tiplerden" hoşlanıyormuş. O çocuktan