Bugüne kadar insanların kendini ikinci plana attığını ve digerlerinin onunla ilgili fikirlerini önemsediğini ve bu bakış açısı ile genel kararlarını verdiğini düşünüyordum. Amma belki de aslında ortada bir paradoksal durum vardır.
Daha iyi anlata bilmek için bir örnek üzerinden düşünelim: Mesela, bir yerde çalışıyorsun, çok emek veriyorsun, gece - gündüz çalışıyorsun, amma ne prim alıyorsun, ne takdir ediliyorsun, ne maaşın artıyor. Şirket için bu kadar fedakarlık ediyorsun, ama hiçbir karşılık görmüyorsun. Başka bir firmaya geçmek şansında var, o kadar deneyimlisin, ama yapmıyorsun bunu, orda kalmaya devam ediyorsun. Neden sizce? Çünki bu hikayedeki fedakar duruşunu seviyorsun, kendine olan saygını ve sevgini besleyecek bir kanal bulmuşsun. Herkes "yeter artık, çık ordan, bırak artık birazda kendini düşün" diyor, ama aslında zaten kendini düşündüyün için ordasın.
Buna örnek olarak ilişkileri ve fedakarlık yapdığımız bütün hikayeleri göstermek mümkün. İnsan kendini sevmek ve kendine saygı duymak için garip, karmaşık ve paradoksal bir şeyin içine giriyor ve buna "fedakarlık" diyor, ama insan yine aynı insan işte, kendini düşünüyor.
İnsan "vay insanlar ne der", "vay insanlar ne düşünür" durumlarında da aslında diger insanları düşünen, düşünceli, nazik duruşunu seviyor. Günün sonunda sonuç aynı insan her halukarda kendini düşünüyor. Ama kendine olan sevgisini böyle bir şeyden beslemesi ne kadar sağlam tartışılır. Bana göre pek sağlıklı bir durum değil. Zaten kendine sevgisi sağlam olan insan bunun farkına varır ve zincirini kırar, o "fedakarlık" adı altında kaldığı yeri terkeder.