Aslında İslam, vasat bir din
ve tutarlı bir inanış olarak, dünya ve ahiretin bir noktada buluşturulmasını istemektedir. Yani ne ahiret ve o hayatın mutluluğu, dünyayı ve dünya zevklerini terk etme sebebi olmalıdır ve ne de dünya ve bu hayatın refah temini, ahireti terk etme, maneviyata ve insanî değerlere sırt çevirme etkeni olmalıdır. Bundan ötürüdür ki İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:
“Ahireti için dünyasını veya dünyası için ahiretini terk eden kimse bizden değildir.”
İmam Rıza (a.s) da bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Dininizin sağlam kalıp zarar görmemesi durumunda, dünyanızdan kaybetdiğiniz şey karşılığında üzülmeyin; nasıl ki dünya ehli, dünyalarının zarar görmemesi durumunda, dinlerinden kaybetdikleri şey karşılığında eseflenmezler...”
“Dünya beka yurdu değil, geçiş yurdudur. Orada iki tip insan vardır: Biri özünü satarak kendisini helak eder; diğeri de özünü satın alarak kendisini özgürleştirir."