Charlie onu sırf köylülerin yaşantılarından büyülendiği için dinlemezdi.
Tress de onu sırf Charlie öykülerini dinlemek istiyor diye ziyaret etmezdi.
Hatta en derinden bakıldığında sebep fincanlar yahut öyküler de değildi.
Sporlar dünyanın okyanuslarını dondurarak su değil, yabancı tozla dolu engin denizler yaratırdı. Gemiler o tozda, buradaki gemilerin suda gittiği gibi giderdi. Bu durumu o kadar da sıradışı bulamamalısınız. Sonuçta hayatınız boyunca siz başka kaç gezegene uğradığınız ki? Belki hepsinde de gemiler polen okyanuslarında yüzüyordur ve asıl acayip olan sizin yurdunuzdur.
Nico kendini yine Tartarus'ta, mutsuzluk tanrıçası Akhlys'in yanında dururken buldu. Tanrıçanın yanakları kan olmuştu. Gözlerinden akan yaşlar, kucağında duran Herkül'ün kalkanına damlıyordu.
"Hades'in çocuğu, senin için başka ne yapabilirim? Sen kusursuzsun! Öylesine büyük bir üzüntü ve acı çekiyorsun ki!"
Pekala! Dediğin gibi olsun bakalım. Ama evladım, dua et ki planın işe yarasın.
"Ediyorum," dedim. "Seninle konuşuyorum ya?"
Ha...tabii, doğru ya. Aferin.