h̷i̷ç̷ ོ

h̷i̷ç̷ ོ
。゚゚・。・゚゚。 ゚。ɑⵢ̧ƙı  ゚・。・ bulamazsan eğer ömrün yarısı dağınık ve perişan diğer yarısı ah ile pişman geçer!
"Düşünülmemiş olanı düşünmek ilkesi ile tüm modern düşüncenin içine girilir." Bununla birlikte, modern yaklaşım çağın insan merkezci ruhu ile doludur. Bunun sonucu olarak da modern yaklaşımın amacı, "kendi özüyle uzlaştırmak suretiyle insanı arındırmak, insanın derinliğindeki doğrudan ve aracısız olan apaçıklıklarını yaşantıların içine sokan bakış açısını açıklamak, bilinç dışılığın örtüsünü kaldırmaktır" Foucault'un işaret ettiği gibi, insan modern hümanistik söylemin öznesi ve nesnesi olarak, verinin sağlamlığı için aşkın bir teminat olmasının yanı sıra aynı zamanda emprik verinin de kaynağıdır..
Sayfa 204·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Klasik çağda temsil doğmatikliğine izin veren sonsuzluk olan Başka bu kez modernliğin ontolojik temelini oluşturan bir sonluluğa dayanarak yeniden güçlenmiştir. Bu yeni kognitif süreç, kendi kanıtını kendi içinde taşımasından ve başkasını içselleştirmesinden dolayı döngüseldir: Bilgiye konu olan şeylerin özünün insan bilgisinin alanının dışında kaldığının kabul edilmesiyle, yeni kognitif süreç, bütün bilginin mümkün olmasının şartı olur: "Böylece bilinemez olan temel ile bilinebilir olanın akledilebilirliği arasındaki temel bir bağlantı eleştiriden hareketle -veya daha çok varlığın temsille olan bu ayrılığından hareketle kurulur" Böylelikle de tefekkürün modern alanda, aşkıncılık ile biçimselciliğin iki kutbu arasında sonsuzca gidip gelmesine yol açılmış olur: "Bazen her aşkınsal tefekkür biçimselciliklerin çözümüne indirgenmeye, bazen de her biçimselciliğin imkan alanı aşkınsal öznellikte keşfedilmeye çalışılır.. insan, son sınıra ve temel konumunda alınırken Başka da yeniden insani bir özün içine yerleştirilmiş olur.. Sonuç olarak bunlar, insanın içinde kendisinin hem en yetkin bilgi öznesi hem de en yetkin bilgi nesnesi olduğu bir sonluluğun çözümlenmesi ile var edilen, insanın içinde doğduğu koşullardır..
Sayfa 202·Kitabı okudu
Kognitif süreçlerin klasik biçimine göre, temsil ve varlık sonsuzluk metafiziğince bölünemez kılınan bir birlik içinde eritilir. insanın sonluluğu, sonsuzluğun bir açılımı, kendisinin içinde bulunduğu sonsuzluk alanının tamamlayıcı bir parçası olarak görülür. Temsil etmek, temsil edilen varlığın hakikatini tasdik etmektir. Bu nedenle, temsil aslında varlığın yeridir.. Foucault'un dile getirdiği böyle bir sonsuzluk metafiziği, söylemin gücünü kanıtlamak için gerekliydi. Klasik düşünce bu güce, yani dilin adlandırma gücü sayesinde varlığın hakikatini yakalama ve temsil etme gücüne dayanmıştı. Dil saydam olduğu için dünya ile ilgili hakikatten bahsetmek ve şeylerin varlığını yeniden temsil etmek için mükemmel bir alet idi..
Sayfa 200·Kitabı okudu
Bir Başka ya da başkalık bilinci, bir değişiklik duygusu Michel Foucault'nun çalışmasının neredeyse her yanına yayılmıştır. Bu, kendini çeşitli şekillerde açığa vuran bir duygudur ve biz onun düşünceye egemen olan bir dışarının veya aşılması gereken sınırların algılanması olarak ifade edildiğini görmekteyiz. Bu duygu, kendini ne olduğumuza, nereli olduğumuza ilişkin anlayışımızı şekillendiren bir anlama dürtüsü olduğu kadar, başkası olma için Aynı olandan kaçınma arzusu olarak da sunar. Bilme (cognition) Foucaultcu çözümlemelerin kaçınılamaz başlangıç noktası iken, bu çözümlemelerin kendileri hiçbir zaman bilgi elde etmenin ya da anlamayı pekiştirmenin basit stratejileri değildir. Onlar, devamlı olarak, aksiyomatik görünen bir yetersizlik bilinci ile bilmenin ötesine geçmeye zorlanırlar. Bu nedenle yeni alanlar tanımlanır tanımlanmaz, Foucault'nun çalışması bu yeni alanların ötesine geçme dürtüsü ile sürekli olarak arkeolojik kazı yapar.. Böylece Foucault'nun entelektüel çabasının konatif yönü, hem düşünmenin içine kapatıldığı sınırların -ki bu kognitif olarak yeniden ifade edilmesi gereken bir alandır.. Foucault'nun, düşüncemizin olanağını ve alanını belirleyen sınırlar var saymasına imkan veren temel tasarım epistemedir..
Sayfa 197·Kitabı okudu
Aşk..
aşkın çiçek açması için illâ "yaman ayrılık" lazımdır.. çünkü aŞk özün.de Yalnızlıkta doğar.. - Ancak nesnesi yakında olmadığında - Yalnızlık "Kendi" Varlığının yokluğu.. Aşk.. Aslında bir nesne olarak sevdiğin kişiye değil, zihnin inşa ettiği, aslıyla zayıf bir bağı olan o hayali imgeye yönelir.. Sonra aşk, birini ‘sahiplenmek’ filan değil, onun özgürlüğüne, onun sessizliğine hayran olmaktır, çünkü özgürlük ve sessizlik, senin de doğandır. Tanıdık gelmesi işte bundandır.. çünkü insan, kendi doğasında olanı mesafe yanılsamasıyla dışarıda bir nesnenin aynasında görmeye meyillidir... Meğer ki aynayı paramparça eden aşk uğramaya görsün...