Ve bir varlık başka bir varlıkla hem rakip hem düşman hem dost ve hem âşık olursa birbirinin hakiki muhatabı olur.
Bazen iki ruh birbirinin öylesine hakiki muhatabıdır ama bambaşka zamanların, bambaşka yazgıların, bambaşka başkalarının tozları kalmıştır üzerlerinde.
Yıkanmaları gerekir bu durumda birbirleri hariç her şeyden..
Her yazar hakiki muhatabı için yazar..
Aynı yüzyılda yaşamıyor bile olsa...
insan hakiki muhatabının benliğini öylesine ayna görür ki, kendi aksinden şüpheye düşer de muhatabının aynasına kıyamaz.
ışık ters açıyla vurmuştur, ayna toz tutmuştur yahut nefsin yüzü fena bakmıştır, hakiki muhatabın aynasına fena göstermek yaraşmaz.
Hakiki muhatapla mülkiyet değil, aidiyet bağı kurulur..
Birini "Bize en çok tesir eden yer ve zamanda değil de bambaşka bir zaman ve mek.ânda tanısaydık yine muhatabımız olur muydu?" sorusunda onun hakiki muhatabımız olup olmadığının cevabı saklıdır..
Şimdi milyarlarca sözcük izdihamı arasında, manayı da kastı da kaybetmiş ve bulamaz hâlde anlamın anlamıyla çarpışmayı ümit ediyoruz..
Kayboluyoruz aynı sesle telaffuz edilse de bambaşka manalara gelen bambaşka kastların yabancı kelimelerinde..
Sesimizi arıyoruz, sesimizi duyamadan..
Gerçek ifademizin iç ses mi, konuşma sesi mi, hâl dili mi, göz dili mi, harflerle mi, nereden sızdığını bilemeden..?