"Özüm yokmuş gibi hissettim hep. Bu kabuğun altında yaşıyorum," diye devam ediyor. "Sizler gibi değilim. Neyi sevip neyi sevmediğimden emin değilim. Etrafımdaki herkesin ipuçlarını toplamak için eğitildim. Bukalemun gibiyim. Uyum sağlamak için her şeyi yaparım." Adaptif çocuk dediğimiz parçasıyla daha çok temasa geçtikçe içindeki başka bir parçayı hatırlıyor.
"Peki ya benim 'cesur' tarafa ne oldu? Sözümü esirgemezdim. Cesur yanım kim olduğunu ve ne istediğini biliyordu. Annem ve babam o parçamı sevmiyordu. Onların sevgisini alabilmek için uyum sağlamam gerekiyordu. Onların beni sevmesini çaresizce istediğimden içimdeki Cesur'u boğdum. O hapları içerken öldürdüğüm de Cesur'du."
Kurtarıcı olmakla yardım etmek arasında fark vardır. Fark, sorun ve çözümün sorumluluğunu kimin aldığında yatar. Sorunun çözümü sorunun sahibinden başka birinden geliyorsa, bu bir kurtarmadır ve kesinlikle kurtarıcıda geri tepecektir. Bir terapist danışanının içinde bulunduğu durumu net bir şekilde görmesine ve bilinçli seçimler yapmasına izin veren terapi seansını gerçekleştirerek ona yardım edebilir. Kurtarıcı olmakla yardım etmek arasındaki fark budur. Arkadaşlar için de aynı şey geçerlidir. Onların sorunlarını çözmeye başladığınızda onlara artık yardım etmiş olmuyorsunuz. Sebebi, Kurban Üçgenine dayanıyor. Başkalarını kurtarmaya ya da sorunlarını çözmeye çalıştığınızda onları kurban rolüne koymuş oluyorsunuz ve ellerinden gücü aldığınız için kendilerini yine çaresiz hissediyorlar. İşler yolunda gitmeyince size zorbalık yapacaklarından veya sizi suçlayacaklarından emin olabilirsiniz.
Robin Norwood, Aşırı Seven Kadınlar adlı kitabında kadınların acıyı bir uyuşturucu gibi dikkat dağıtmak için kullanıp ona nasıl bağımlı hale geldiğinden bahseder. Bunun doğruluğuna kesinlikle katılıyorum ama bu bağımlılığın başka yönleri de olduğunu düşünüyorum. Kurban üçgenindeki rolleri oynayanların bu oyuna bağımlı olduğunu düşünüyorum. Oyunu takıntı haline getiriyorlar. Sonunda kimin kazanacağını görmek için oynamayı sürdürmek istediğiniz bitmek bitmeyen bir satranç ya da monopoli gibidir bu oyun. Burada oyunu bitirme isteği de söz konusudur. Ancak kurban üçgeni, sonu gelmeyen bir kısır döngü olduğundan dolayı sona erdirme diye bir şey söz konusu değildir. Kurban ilişkilerinin takıntılı doğasının sebebi budur. Oyunu kazanma zorlanımı vardır. Asıl sorun, oyunu kimsenin kazanmamasıdır. Öyle ki kurban oyununda herkes kaybeder.
Oyunun bu kadar bağımlılık yapıcı olmasının başka bir sebebi de kurbanların sevgi ile acıyı birbirine karıştırmalarıdır. Acı, "sevgi içeren" ilişkilerin o kadar büyük bir parçası olmuştur ki bilinçaltında acının sevgi olduğuna inanırlar. Bu yüzden acıya bu kadar "bağımlı" görünürler. Söz konusu acı, duygusal ya da fiziksel olabilir. Birçok durumda kurbanlar hastalık veya kaza yoluyla duygusal acısını fiziksel acıya çevirir.
Kurbanlar, kurban pozisyonlarını haklı çıkarmada çok yetenekli hale gelirler.
.....
.... -İşin ilginç tarafı, biz "kurban gibi hissetmeyi" bırakınca insanlar artık bize kurban gibi davranmaz. Hepimizin üzerine bize nasıl davranılmasını istediğimiz mesaj yazan sweatshirtler var. Bazılarının üzerinde "Vurun bana", bazılarında ise "Ben saygıya değerim" yazıyor.