İlişkilerin savaş meydanlarımız olması yerine üniversitelerimiz olması gerekir. Bu üniversitelerin duvarlarının arasında özsaygının ne olduğunu öğreniriz. Kendimizi sevmenin, bencil olmanın tam tersi olduğunu öğreniriz. Kendi içinde iyi hissetmek, içi sevgiyle dolu bir kuyuya sahip olmaya benzer: Başkalarına verecek çok şeyimiz olur. İçimizde kendimize karşı nefret ve güvensizlik varsa, başkalarına da sadece bunları verebiliriz.
Birinin bizi sevdiğini kanıtlamasına o kadar odaklanırız ki, bütün o süre boyunca sevilebilir biri olduğumuzu kabul etmeyi beceremeyiz. Birçok insan sevgiyi hak etmediğini hissederek ilişki üzerine ilişki harcar ve onlara verilen sevgiyi kabul edemez. Yani, başarılı ilişkilere giden yol, kendimizi sevmekten geçer.
Etrafımıza saçtığımız kelimeler oranında ölürüz... Konuşanların sırrı yoktur. Ve hepimiz konuşuruz. Kendimize ihanet eder, kalbimizi teşhir ederiz; her birimiz dile gelmezliğin celladıyızdır; her birimiz sırları, en başta da kendi sırlarımızı yok etmek için yırtınırız.
Amaçtan, bütün amaçlardan koparılmışım; arzularımın ve burukluklarımın sadece formüllerini muhafaza ediyorum. Sonuca bağlama eğilimine direndiğim için ruhu yendim; tıpkı hayatı da, onun içinde çözüm aramaktan dehşete kapılarak yendiğim gibi... İnsanın seyri - ne mide bulandırıcı şey! Aşk-iki tükürüğün karşılaşması... Bütün duygular mutlaklarını salgı bezlerinin sefilliğinden alırlar. Asalet varoluşun yadsınmasındadır, harap olmuş manzaralara tepeden bakan bir tebessümdedir yalnızca.
Terapi, enginarın kabuklarını soymak gibidir. Dış kabuklarını soydukça uğraşmanız gereken yeni bir katman çıkar. Yaprakları dikenli olabilir. Bütün katmanları soyduktan sonra enginarin kalbine, yani gerçekten olduğunuz kişiye ulaşırsınız.