Genç kızın odasında, komodinin üzerinde, içinde kurumuş çiçekler duran cam bir vazo vardı, su buharlaşıp uçmuştu, kör eller oraya yöneldi, parmaklar çiçeklerin kurumuş taçyapraklarını elledi, terk edildiği zaman yaşam ne kadar da kırılgan oluyordu.
Kamp yerinden ayrılma vakti geldiğinde bu zavallılardan bazıları ayağa kalkamayacaktı, Tıpkı koşunun bitmesine 3 metre kala yere yığılan maratoncu gibi, tartışmaya gerek yok, Her yaşam vaktinden önce sona erer...
Içerde, yatakhanede, uykusu kaçmış kör kadın yatağının üzerinde oturmaya devam ediyordu, "bedenindeki yorgunluğun zihnindeki inatçı direnişi kırmasını bekliyordu..."
Sonsuz bir yorgunluk hissediyordu yalnızca, kendi İçine kapanmak için delice bir arzu, gözlerini, Ah, özellikle gözlerini, kendi içine döndürebilmeliydi, daha çok, iyice döndürmeliydi, ta ki sonunda kendi beyninin içine erişip gözlemleyebilsin, orada görme ile görmeme arasındaki fark çıplak gözle görülemez.