Müzik çok önemli bir birleştirici faktör ve dünyadaki ergenlerin en sevdikleri uyuşturucu maddedir.
Müzik binlerce yıldır teselli, dirayet, sıcaklık ve ümit kaynağı olmuştur. O ruhun ilacıdır.
Cevaplar her zaman bizim içimizdedir. Dış yoluyla yaptığımız sadece, kendi içimizde zaten var olan, kendi içimiz dışında bir yerde var olması zaten imkânsız cevabı açığa çıkarmak olacaktır.
Tarihteki büyük imamlardan birinin (zannederim İmam-ı Gazali idi) “Sahip olduğumuz en değerli şey nedir?” sorusunu çoğunluk, “İman” olarak yanıtlar. “Hayır,” der imam; “Sahip olduğumuz en değerli şey, iman değil hayattır. Nitekim hayata sahip olmasaydık iman da olmayacaktı, bugün bunları da konuşabiliyor, düşünebiliyor olmayacaktık.”
Hepimiz suyun içindeyiz. Hayat, gerçekten de suyun ortasında olmaya benziyor. Suyla savaşırsanız, su düşmanlaşır ve sizi içine çeker. Suyun üzerinde durmasını, hatta yüzmesini öğrenmek, ancak suyla dostlaşarak mümkün. Su, onu dost olarak gördüğümüzde bizi kaldırır, ilerlememize yardımcı olan hareketi sağlar.
Türkiye’nin ne tarafına gidersem gideyim, kadının salt cinsel bir varlık olarak algılandığını görüyorum. Bununla, kadının cinsel olarak arzulandığını kastetmiyorum tabii ki. Ama insan değil, her şeyden önce kadın olarak görüldüğünüz için, kadın cinsiyeti ve dolayısıyla cinselliği de zihinlerde ayıp bir şey olarak kodlandığı için, hiç tanımadığınız bakkallar, taksi şoförleri, çareyi size “abla”, “bacı”, “yenge” gibi sıfatlarla hitap etmekte buluyorlar. Bu, “Evet, kadınsın. Ama benden sana zarar gelmez. Seni kadın olarak arzulamıyorum. Hiç tanımadığımız, var olup olmadığını bile bilmediğimiz kocan, bizim ağbimiz; bu da seni arzulamamızı ve kendi nikahımıza almayı düşünebilmemizi imkânsız kılıyor.” demek. Fakat kadını normal bir insan değil, salt cinsel bir varlık gibi gören bu bakış, kadın cinselliğini “sakıncalı kırmızı nokta” gibi algıladığımızı, bu cinselliği Ataerkil Tanrıya kurban edilmesi gereken bir şey zannettiğimizi gösteriyor.