📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Cumhuriyet dönemi feminist savlar, bu noktadan hareketle, kadınların özgürleşmesinin Batı'dan ithal, yabancı bir şey değil, kökleri Orta Asya'da bulunan Türk kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermeye çalıştılar. Görünürdeki bu vurgu değişimine rağmen, kadınlar üzerine milliyetçi ve İslami söylemleri birleştiren sürekli bir kaygı vardı: Nasıl tanımlanırsa tanımlansın, kadınların konum ve davranışlarının cemaatin "hakiki" kimliğiyle uyumlu ve onu tehdit etmeyecek şekilde oluşturma yolunda bir telaş.
Kadınlar, denetleyebilecekleri tek emek gücü tipine ve yaşlılık güvencesine ancak evli oğulları yoluyla ulaşabilirler. Oğullar kadınların en önemli dayanağı olduğu için, onların ömür boyu anneye bağlı kalmasını sağlamak sürekli bir zihinsel meşguliyet yaratır.
Hükümetler bu gibi durumlarda taktik olarak kadınların denetimini ait olduklan cemaate ve ailelerine devretmeyi, böylece kadın yurttaşlarını gerekli yasal korumadan yoksun bırakmayı tercih edebilirler. Buna bir de devlet destekli köktendinciliğin eklendiği durumlarda, ataerkil otoritenin akraba olmadıklan halde kadıniarın kamusal alanda nasıl giyinip nasıl davranacaklarını denetleyen erkeklerce uygulanması eklenmektedir. Gerçekten de, Pakistan ve İran'da, din adamlan, polis ya da bunu "kendine iş edinen" erkek yurttaşların, kadınların giyimleri ve davranışlan üzerinde genellikle hane halkı ve yakın komşularca uygulanan denetimi uygulama yetkisini ele geçirdikleri görülmektedir.
bağımsızlıktan sonra kurulan devletlerin ister aile yasaları, ister daha geniş eğitim, istihdam ve nüfus kontrolü politikalarıyla uyguladıkları müdahaleci politikalar, kadınların bağımsızlaşmasına çok sınırlı bir etki yapabilmiştir. Bunun birçok nedeni vardır. Önce, kadınların bağımsızlaşması için alınan önlemler genellikle demokratikleşme ve kadınların çıkarlarını özerk olarak savunabilecekleri bir sivil toplumun oluşumuyla koşut gitmemiştir.
Tersine bu önlemler daha çok tepeden inmeci ve genellikle otoriter, baskıcı rejimierin uygulamalarının bir parçası görünümündedir.
Reformcu hükümetlerin, bir yandan kadınlara yeni haklar tanırken diğer yandan var olan bağımsız kadın örgütlerini tasfiye ettikleri ve yerine genellikle devlet-partisi olan iktidardaki partinin uysal yan örgütü niteliğinde, devlet destekli kadın örgütleri kurdukları görülür.