Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan.
Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi
gör. Kaf Dağına varamasan bile hiç olmazsa
evinden çıkıp kırlara açıl; böcekleri, kuşları,
çiçekleri ve tepeleri seyret.
Biliyorum ki insanlar sadece kendilerini
düşünerek var kalıyor gibi görünseler de aslında
onlara hayat veren tek şey ‘sevgi’dir. Seven
Tanrı’ya; Tanrı, sevene yaklaşır. Sevgiyi var
eden sadece O’dur çünkü.”
Biliyorum ki Tanrı, kullarının ayrı ayrı değil,
beraberce yaşamalarını istiyor; bu yüzden her
birine kendi gereksinimlerini değil, hepsi için
gerekenleri esinliyor.
Fakat bilmem gerekenler bitmemişti: ‘İnsanın
ne ile yaşadığı...’ Tanrı, son dersi de
esinleyinceye kadar beklemeyi sürdürdüm.
Altıncı yıl, kadınla ikiz çocuklar geldiler; kızları
hemen tanıdım ve hayatta kalmayı nasıl
başardıklarını öğrendim.
Kadının onları
öz çocuğu gibi sevdiğini görünce gözyaşı
döktüm; kadında can bağışlayan Tanrı’nın
varlığını sezdim. İnsanları yaşatan şeyi,öğrenmem gereken son şeyi de öğrendim. Tanrı,
beni bağışlayıp son dersi de esinlemişti; üçüncü
kez gülümsedim.”
Hemen, Tanrı’nın ikinci
buyruğunu anımsadım: ‘İnsana verilmeyen
nedir?’
İnsana sevginin egemen olduğunu biliyordum.
Artık ona neyin verilmediğini de anlamıştım:
Kendi gereksinimlerinin bilgisi...