" Ne var ki, Amerikan şehirleri o günlerde bir miktar si- kıntıya meydan vermişse de, Amerika'da umutsuz ve istemdışı yoksulluk diye bir şey hemen hemen hiç yoktu. Mr. Jefferson 1782 yılında -ki o zamana değin Amerikan kent yaşamı hakkında birçok şey öğrenmişti- Marquis de Barb-Marbois'nın sorularına karşılık olarak yazdığı mektubunda şöyle diyecekti: "Savannah ile Portsmouth arasında nadiren dilenciye rastlarsınız. Daha bü- yük kentlerde ise dilenciler bazen kendilerini gösterirler. Ancak bunlar çoğunlukla, herhangi bir bölgede mesken edinememiş olan yabancılardır. Şu ana kadar sokaklarda ya da caddelerde dilenen hiçbir yerli Amerikalı görmedim." Yerli Amerikalıların yerleşmeleri için daima arazi bulunurdu ve geçici bir süre yardım gördükten sonra, kısa zaman içerisinde kendi ayakları üzerinde durmaya başlarlardı. 1814 yılında Mr. Jefferson, Thomas Coo- per'a şöyle yazacaktı: "Bizde fakir yok. Hiçbir malı mülkü ve kendilerine bakacak aileleri olmayan yaşlı ve sakatlar ise, toplu- mun ayrı bir bölümü olarak görülemeyecek ya da genel bir de- ğerlendirmeyi etkileyemeyecek kadar az sayıda."
Ancak, Mr. Jefferson, Fransa'ya adımını atar atmaz, istem- dışı fakirliğin ne olduğunu bütün çıplaklığıyla gördü. Aradan bir yıl geçtikten sonra, Amerikalı bir muhatabına umutsuzca şöyle yazacaktı: "Görüşüm şu ki, Fransa'da yaşadığı varsayılan yirmi milyon kişinin on dokuz milyonu, bütün Birleşik Devletler'in en perişan durumda olan bir ferdinden, insan yaşayışının tüm koşul- ları bakımından daha perişan, daha berbat bir halde." Fransa'da insanlar istimlak nedeniyle arazilerinden atılmış ve sömürüle- bilir büyük kitleler halinde birbirlerine sokulmuş durumdaydı. "Bu ülkenin malı mükü [yani arazileri], yılda yarım milyon gine ve daha aşağısında gelir elde eden birkaç kişide mutlak