Dünya bir yandan çatışmanın korkunç ikileminden diğer yandan da psikolojik ve toplumsal çözülmeden nasıl kurtarılabilirdi? Cevap şuydu: bireyin yükselişi ve gelişimi aracılığıyla ve herkesin Varlığın yükünü omuzlamaya ve kahramanlık yolunu seçmeye istekli olmasıyla. Hepimiz bireysel hayat, toplum ve dünya için mümkün olduğu daha derin bir sorumluluk duygusu taşımalıyız. Hepimiz doğruyu söylemeli, bozulan ne varsa tamir etmeli ve eskiyen, modası geçen her şeyi masaya yatırıp yeniden yaratmalıyız. Dünyayı zehirleyen acıyı bu şekilde azaltabiliriz ve azaltmalıyız. Bu, çok şey istemektir. Bu, her şeyi istemektir. Ancak alternatifi -otoriter inancın dehşeti, çökmüş devletin kaosu, dizginlenmemiş doğal dünyanın trajik felaketi, varoluşsal kaygı
ve amaçsız bireyin zayıflığı çok daha kötüdür.
Yani değer yoksa anlam da yoktur. Bununla birlikte değer sistemleri arasında bir çatışma olasılığı da vardır. Bu nedenle, sonsuza dek elmas kesicilerle en sert zeminler arasında takılıp kalırız: Grup merkezli inancın kaybedilmesi hayatı kaotik, sefil ve dayanılmaz kılar; grup merkezli inancın varlığı ise diğer gruplarla çatışmayı kaçınılmaz kılar. Batı'da bir süredir, kısmen grup çatışması tehlikesini azaltmak için, geleneğimizi, dinimizi ve hatta ulusumuzu merkeze alan kültürlerimizden uzaklaşıyoruz. Ancak anlamsızlığın çaresizliğine her geçen gün biraz daha tutsak oluyoruz; buna kesinlikle bir ilerleme denemez.
Bizler kural üreticisiyiz. Dahası ahlaklı hayvanlar olduğumuz göz önüne alındığında, basite indirgeyici modern görececiliğimizin üstümüzdeki etkisi ne olmalı? Bu, olmadığımız bir şeymişiz gibi davranarak kendimize köstek oluyoruz demektir. Bu bir maskedir ama en çok onu takanı kandırdığı için, tuhaf bir maskedir. En akıllı postmodern görececi profesörün Mercedes'ini bir anahtarla çizinnnnnnn bakalım, görececiliğin maskesinin (sahte yanlış ve doğru diye bir şeyin olamayacağı tavrıyla birlikte) ve radikal hoşgörü pelerininin ne kadar hızlı çıktığına inanamazsınız.