Ancak genellikle en basit bir zihin bile hayır ile şerri, güzellik ile çirkinliği, hak ile bâtılı ayırt etmekte hataya düşmez. Yalnız hayrı fiile dökmek, ancak maddi ve manevi bakımdan güzelliği daima takip etmekle ve bâtıldan da ebediyen uzaklaşmakla olur ki bu, zordur. Psikolojik eleştirilerde pervasızca kalem savuranlar bile acaba bizzat kendi kabahatlerini görmeye ve düzeltmeye güç yetirebiliyorlar mı?
Zannediliyor mu ki eksiklerimizi bilip öğrenmek, bunları hemen düzeltmeye ve güzelleştirmeye yetecektir? İstisnaları hesaba katmazsak, fazilet ile rezaleti ayırma gücüne sahip olan ahlâkî meziyetlerle donanmak gerektiğini kim inkâr eder ki? En içi boş zihinler bile başkalarının ahlâki fenalıklarını eleştirmekte amansız bir yargıca dönüşmezler mi?
Doğrusu bu tetkikler ziyadesiyle yapılıyor ve gösteriliyor ki "... malumat, tecrübe, gayret, sebat ve ihtiyat gibi birçok meziyet"ten "mahrum olduğumuz için kazanmadan yaşamak, çalışmadan zenginleşmek istiyor ve doğal olarak devlet memurluğuna göz dikiyoruz."