Yaz...
Yıllardır birbirimizin cümlelerini
yarım bırakabildiğimiz yerden yaz.
Yeni Türkü'nün o şarkısı bir yerden çalmaya başlarsa yaz.
İlk notasında
hangi yıla düştüğümüzü ikimiz de biliyorken yaz.
O şarkılar bizim takvimimizdi,
hangi yazı, hangi akşamı
hangi sokağı hatırlattığını şaşırmadan.
Temmuz akşamlarından yaz.
Komşu evlerin ışıkları tek tek yanarken,
bardaklar çardaktaki masaya koyulmadan,
çay soğumadan edilen uzun konuşmalardan yaz.
Susarak anlaştığımız zamanlardan,
gülüşümüzün yettiği akşamlardan yaz.
Birlikte biriktirdiğimiz anılar var;
kimseye anlatamadığımız,
anlatsak da eksik kalan.
Bir bakışta tamamlanan cümleler,
yarım bırakılıp da unutulmayan duygular.
Yolda yürürken
bir şarkı ansızın seni durdurursa yaz.
İçine bir şey çöker ya da
fazladan bir sıcaklık dolarsa yaz.
Sebep arama.
Biz sebepten önce vardık zaten.
Aynı sokakta büyüyenlerin bildiği gibi.
Bana yaz.
Çünkü sen yazınca
geçmiş yerini buluyor,
Ruhunun içinde kendini belli eden her duyguyu kabullen, hiç birini bastırma ve duygularının sana anlatmak istediklerine kulak ver. Her birinin bir anlamı var. Bastırmaya çalıştığın duygular seni rahatsız edecek ve dengeni bozacaktır.
Sen insansın,
hem aciz;hem güçlüsün.
Nerede güçlü olabileceğini, nerede gücünün yetmeyeceğini bilmek en büyük erdemlerden birisi. Her şeyi yapamazsın, her şeye gücün yetmez.
Bazen yorulursun, bazen seni
aşan şeyler olabilir, bazen de zamanı gelmemiştir. Hayallerine
aşık ol ama karşılık bulamayacağını anladığın zaman vazgeçebilmeyi de bil.