İnsanları hep ikiye ayırırlar: kadınlar-erkekler, zenginler-yoksullar, Kuzeyliler-Güneyliler. Ama bu taş duvarların ardında tüm ayrımlar kaybolur; geriye tek bir çizgi kalır: içeridekiler ve dışarıdakiler.
omuzlarında kar mavisi sislerin ağırlığı
solgun kavaklar
sonbaharın büyük hüznünü saklar
içimde bir su yalnızlığı
bir su yalnızlığı
dağılıyor birden
şehre elektrik tellerinden
kan gibi yüksek gerilimli alım
içimde bir su yalnızlığı
bir su yalnızlığı
ne kadar ölüme ilerlerse yaşım
işe bak
o kadar çocukluğuma yakınım
ellerime kırlangıç yağıyor
zehirli karanfiller büyüttüm
dargınlığımın saksılarında
biberli bir kokuları vardı
yazın bir akşam hazırlığına benzer
kayalık bir deniz kenarında
kanlı bir karanlıktı gördüğüm
ben mi çok geniştim dünya mı çok dardı
nasıl yaprak yaprak açılıyordu
vahşi bir bitki gibi içimde keder
ağaçlar sonbahara azalıyorlardı
çiçeğe bak meyvayı gör
böceğe bak dünyayı gör
dünya nasıl bir değişmek
ölmekte doğmayı gör
buz bellersin buhar mıdır
göl dersin bulutlar mıdır
bulut yağmurdan dokunmuş
yağmur aslında kar mıdır
kuş tüyü balık puludur
yumurta civciv doludur
tavuk civcivlerle dolu
çelişme bileşim yoludur