Bu memurlar çalışmak istemezler ve aslında çalışmasını bilmezlerdi. İşlere akılları ermiyordu. Görevlerine karşı ne kadar ihmalci iseler, halka karşı da o kadar havalı ve çalımlıydılar. Görev başına geç gelirler, erken giderlerdi. Mesai saatlerinde kahve ve sigara içerler, gazete okurlar, dostlaryla konusurlar veya tartışırlardı. Bir iş için kendilerine basvuranlari saatlerce bekletirler, kaba saba odacılar halka:
"Müdür bey meşgul! Toplanti var, bekleyin!" diye bağırırlardı.
Halk bekler bekler, dağılırdı. Uzun süre beklemeye dayanabilenler, sonunda gözleri uykusuzluktan kızarmış, aptal suratlı, fakat tüylerini kabartmış hindi gibi mağrur müdürün huzuruna kabul edilirler. Bunlara başvuranlar, isteklerini anlatmaya baslarken müdür sözünü keserek:
"Bugün mesgulüm, yarın gelin!" derdi.
"Ama rica ederim, ben taşradan geldim." Dediginde:
"Yarın gelin, dedik ya! Anlamıyor musun?" cevabını alır.
"Fakat benim param yok, fazla bekleyemem!"
"Size yarin dedik! Haydi, dışarı!" derdi.
Bundan sonra memur efendi, bürodan çıkar, bir eglence yerine gider. Pahalı şaraplar su gibi akmaya başlar. Çevresine bir sürü kadın toplanır. Fakat böyle bir hayat yaşamak için çok para gereklidir. İşte bundan dolayı , önemli devlet ve hükümet işleri bu batakhanelerde çözülürdü.
“Bilir misiniz, kanunsuzluğun büyük öğretmenleri kimlerdir?” sorusunu sordu. Sonra yine kendisi cevap verdi. “Bunlar bizzat devlet memurlarıdır. Kanunu uygulamakla sorumlu olanlardır.