— Bir sürü maskaralık, diye söylendi.
Bu söz, kanaatini açıklıyordu; çünkü zevkler, bir okul avlusundaki çocuklar gibi, kalbinin üzerinde o kadar tepinip durmuştu ki, orada hiçbir yeşillik bitmiyor ve oradan kim geçerse, çocuklardan daha sersem, onlar gibi adını duvara kazımayı bile akıl edemiyordu.
“Mademki hiç kimse, asla, ne ihtiyaçlarını, ne kanaatlerini, ne de ihtiraslarını tam ölçüsünde dile getirebilirdi ve insan sözü, yıldızları aşka getirmek istediğimiz zaman, ancak ayıları dans ettirecek havalar çalabildiğimiz çatlak bir kazan gibiydi, ruhun da doluluğu bazen en hoş teşbihlerle dolup taşamaz mıydı sanki?”
“Hani bir daha geri gelmeyecek şeylere hülyamızın bir kapılması vardır, hani her olup bitmiş işten sonra bizi saran bir yorgunluk, alıştığımız her hareketin durmasından, devamlı bir titreşimin kesilivermesinden doğan bir ıstırap vardır, o gün Emma işte o hale uğramıştı..”