Zinya

Zinya
@Flower_lady
FLOWERS ARE MY FAV ACCESSORY https://1000kitap.com/gonderi/120474981 https://1000kitap.com/gonderi/253749723
5770 okur puanı
Mart 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi·112 syf.·
2025 18. kitabı
YAŞAR KEMAL KİMDİR: Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli. Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde 1926’da doğdu. Doğum yılı bazı biyografilerde 1923 olarak geçer. Orta okulu son sınıf öğrencisiyken terk ettikten sonra ırgat katipliği, öğretmen vekilliği, kütüphane memurluğu, traktör sürücülüğü yaptı. 17 yaşındayken siyasi nedenlerden ilk tutukluluk deneyimini yaşadı. 1943’te bir folklor derlemesi olan ilk kitabı AĞITLAR’ı yayımladı. 1950’de komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklandı, Kozan cezaevinde yattı. 1951’de salıverildikten sonra İstanbul’a gitti, 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde Yaşar Kemal imzasıyla fıkra ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Bu arada 1952’de ilk öykü kitabı Sarı Sıcak’ı 1955’te ise bugüne dek kırktan fazla dile çevrilen romanı: İNCE MEMED’i yayımladı. Yaşar Kemal yapıtları kırkı aşkın dile çevrilmiştir. Yaşar Kemal, Türkiye’de aldığı çok sayıda ödülün yanı sıra yurtdışında aralarında Uluslar arası Cino del Duca ödülü, Alman Kitapçılar Birliği Frankfurt Kitap Fuarı Barış Ödülü, Ermenistan Kültür Bakanlığı “Krikor Naregatsi Nişanı” otuza aşkın ödül, ikisi yurt dışında beşi Türkiye’de olmak üzere, yedi fahri doktorluk payesi aldı. Yaşar Kemal, 29 Haziran 2009’da, Boğaziçi Üniversitesi’nde kendisine fahri Doktorluk verilen törende yaptığı konuşmada, roman sanatıyla ilgili görüşlerini şu sözlerle dile getirir: **Ben destan, masal dilinden geliyor, dilin ne kadar büyük bir güç olduğunu biliyordum. Bir kişi bir romanı yaratırken, önce dili yaratmak zorundadır. Kendine has dili olmayan bir roman, güçlü bir roman olamaz. Sözlü anlatımın geleneği, olanakları başka, yazılı anlatımınki bambaşkadır. Yazarken bunun farkına vardım. (…) Ben de kendimi yazar sanıyorsam, insan gerçeğine bilinçli olarak miti, düşü getirdiğimdendir. İnsan
Neredesin ArkadaşımYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 20141,050 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
·148 syf.·
2025 15. kitabı
Çakıcı'nın İlk Kurşunu, Sabahattin Ali'nin ilk kez ölümünden sonra 2002 yılında yayımlanmış olan öykü, şiir ve denemelerinden oluşan derleme kitabıdır. Ölümünden sonra 1997 yılında kızı Filiz Ali babası Sabahattin Ali'nin sandığından çıkan ve daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış, hatta yarım kalmış öykü, deneme, şiir ve çizimlerini Nükhet Esen'e göstermiş, Nükhet Esen ise arkadaşları ile beraber bu çeşitli evrakları derleyip düzenlemiştir. Sonrasında ise bu muhteşem eser "Çakıcı'nın İlk Kurşunu" ortaya çıkmıştır. Sabahattin Ali’nin kızı Filiz hanım babasından kalan sandığı yetmiş yıl saklamış. Yazıların çoğu Arap alfabesiyle kaleme alınmış. 1930- 1940’larda yazılmış olan birçok metin eski harflerle yazılmış. Sabahattin Ali’nin hikayelerinin kendi elyazısıyla ve yeşil mürekkepli dolma kalemle yazılmış orijinallerinin çoğu eski yazıydı bundan dolayı yazıları okuma faslı üç yıl sürmüş. Sabahattin Ali’nin bu kitabında Dört hikaye, on bir şiir ve makalelerden oluşmakta. Tamamlanmamış hikaye ise “Barsak” adlı hikayedir. Anadolu’da yapılan bir otobüs yolculuğu ile başlayan hikaye fazla ilerlemeden kesiliyor. Kitabın ikinci kısmında şiirler beni biraz şaşırttı diyebilirim detay vermek istemiyorum ama okuyunca zaten anlarsınız. Kitapta en çok etkilendiğim hikayeler ise •O Arkadaşım ve Çakıcının ilk kurşunu oldu çakıcının ilk kurşunu beni biraz etkiledi bir an ince memedi okuyormuş gibi hissettim. En çok etkilendiğim ise Kadınlar üzerine Bir Konferansıydı. Kız çocuklarının eğitimi hakkında öyle haklı şeyler söylemiş ki En çok etkilendiğim şu sözleriydi: **Kadın bir erkeğe varmaz, kadın bir erkeğe verilmez ve bir erkek bir kızı almaz. Almak, vermek; bu tabirler kadını kıymetten düşüren, ona ahkar mahiyeti veren şeylerdir. Ve her şeyden evvel bu zihniyeti kadınlarımız
Çakıcı'nın İlk KurşunuSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 20249,6bin okunma
Puan vermedi·380 syf.·
2024 49. kitabı
Hüzün… Bu kez kendi hayatına dair bir yolculuk. Ayşe Kulinin kendi hayat hikayesini anlattığı serinin son kitabı. Ayşe kulinin kitaplarını çok sevdim hepsi ayrı güzel ama bu kitabından çok etkilendim hayatın gerçekleriyle dolu bir kitap. Hüzün- 1964-1983 yılları arasında yaşanan bu kitapta iyisiyle kötüsüyle öyle güzel konular anılar var ki. Yanlış evlilikler, hatalar, iş hayatı, aile hayatı, çocuk büyütme telaşları, hayat koşuşturmaları o kadar çok çok şey anlatmış ki Özellikle bir ailenin birbirine nasıl bağlı olduğunu birbirlerini nasıl karşılıksız sevdiklerini manevi duyguların önemini o kadar güzel bir şekilde anlatmış. Bir anne ancak bu kadar güzel çocuklar yetiştirebilirdi galiba onca zorluğa rağmen üstelik. Onun Da Dediği Gibi: En büyük başarım çocuklarımın yüreklerine ektiğim sevgi oldu.. Umarım bizlerde güzel çocuklar yetiştirir yüreklerine sevgi serpiştirebiliriz. Beni en çok etkileyen kısıma gelirsek babasına olan düşkünlüğü oldu bir baba aşığı olarak:) aile konusunda özellikle böyle babası olduğu için çok şanslı. Babasıyla olan son saatleri o kadar duygusaldı ki Bu arada söylemezsem olmaz İyi Ki Varsın Babiş.. Bu kitabı ikinci okuyuşum ve iyi ki tekrar okudum altını çizdiğim o kadar çok satırlar oldu ki, yıllar önce çizdiğim yerlerin bana doğru- ya da yanlış geldiği satırlarda oldu gerçekten zamanla her şeyin değiştiği gibi bakış açımızda değişiyor bir kez daha görmüş oldum. Onun dürbününden 40 yılına şahit oldum o kadar benimsemişim ki kitabın sonundaki fotoğraflardan o meşhur evden çok etkilendim çok acayip gerçekten. Bir insanın hayatını okuyup onun yaşadığı yerleri fotoğrafta da olsa görmek insanı düşündürüyor duygusallaştırıyor ne anılar yaşanmış tam kırk koca yıl anılarına bizi de dahil ettiğin için teşekkürler Ayşe Kulin.. Bol duygulu bir kitaptı en
Dürbünümde Kırk Sene Hüzün (1964-1983)Ayşe Kulin · Everest Yayınları · 20195,3bin okunma
Puan vermedi·304 syf.·
2023 30. kitabı
Meyhane Emile Zola’nın romanı, 21 romanlık Rougon Macguart dizisinin yedinci cildidir. 1871-76 arasında bu seriden yayınladığı ilk kitabıdır. Bu romanın yazıldığı 1877 yılında Emile Zola otuz yedi yaşındadır. Meyhane yayımlandığı yıllarda Fransa’da büyük bir tartışma başlatır. Fransız yazarları birbirine düşüren roman, ülkenin edebiyat dünyasını da ikiye böler. Ama yazarını ne kadar olumsuz eleştirenler olursa olsun halk, romanı sahiplenir ve takip eden bir yıl içinde roman tam otuz sekiz baskı yapar. Emile Zola eleştirilere karşı kendisini savunurken “Gerçekleri yazdım; romanın kahramanları kötü insanlar değil, sadece eğitimsiz ve yaşadıkları ortamın yıprattığı insanlardı,” demiştir. Ayrıca yazdığı romanın kendi kendisini savunacak güçte olduğunu belirtmiştir. Roman karakterleri Madam Jervez: Çalışkan ve güçlü bir kadındır. Yaşamış olduğu ilk evliliğinde aldatılır. İkinci evliliğinde ise yaşadığı sıkıntılarla mücadele etmekten yorulup meyhanelerde alkol almaya başlar ve yoksulluktan kendi bedenini bile satmayı düşünmüştür. Kupo: Madam Jervez ile aynı binada oturan iyi bir adamdır, ve daha sonraları evlendiği kişidir. Geçirmiş olduğu bir kaza sonrası sakat kalır ve alkolik bir adam olmaya başlar ve bir hastanede ölür. Nana: Jervez ve Kupo’nun kızları. Aile sorunlarının içinde kalmış ve kötü yollara düşmüştür. Ancak daha sonraları düzgün bir ilişki kurmuş ve bir dük ile evlenmiştir. Çok severek okuduğum romanlardan oldu mutlaka okumalısınız iyi okumalar herkese…
MeyhaneEmile Zola · İskele Yayıncılık · 20204,686 okunma
Puan vermedi·104 syf.·
2023 12. kitabı
Hallac-ı Mansur Kimdir? Asıl adı Ebu Abdullah Hüseyin bin Mansur el Beyzavi el Hallac’dır ancak halk arasında Hallac-ı Mansur olarak bilinir. Hicri 244 miladi 858 yılında İran’ın Tur köyünde doğmuştur. Babasının pamukçu olmasından dolayı Hallac lakabıyla anılır. İslam dünyasının en tartışmalı isimlerinden biri olan Mansur, İran’da doğmuş olmasına rağmen küçük yaşlarda Kuran-ı Kerim’e olan ilgisinden dolayı Arap kültürünü daha fazla benimsemiştir. Kuran-ı Kerim’i daha o yaşlarda ezberleyip ulemayı hayretlere düşüren yorumlar getirmesi isminin herkes tarafından bilinmesini sağlamıştır. Bir sene boyunca Mekke’de kalan Hallac-ı Mansur Kabe’ye kapanıp çile sürecine girdi. Ardından oradan da ayrılıp Basra’ya geri döndü. Hallac-ı Mansur iktidar açısından bir tehdit unsuru olarak görülüyordu. Hallac-ı Mansur sohbetlerinde “Her şey Allah’a bağlıdır. Her şey Allah’tandır!” öğretisini savunuyor ve anlatıyordu. Mansur’u bir bahane bulup sindirmek isteyen Abbasi iktidarı bir sohbeti esnasında kendinden geçmiş cezbe halindeyken “Ene-l Hak!” (Ben Hakk’ım) demesi üzerine, 918 yılında onu Sus’ta gözaltına aldı. Sekiz yol boyunca gözaltında tutulan Hallac-ı Mansur bu süreçte ünlü eseri Tavasin’i tamamladı. Tutuklu bulunduğu yollarda ünü azalacağına daha da arttı. Böylece iktidarın da ağır baskısıyla Maliki kadısı Ebu Ömer, Mansur’un idamına hükmetti. Hallac-ı Mansur Hicri 309 miladi 922’de Bağdat’ta önce kırbaçlandı, ardından burnu ve ayakları kesilerek işkenceye maruz kaldı. Ölümünden sonra bedeni yakılarak külleri Dicle’nin sularına savruldu. Zaman ve mekan üstü bir hakikat felsefesi: “ENE-L HAK…” Hallac-ı Mansur “Ene-l Hak” felsefesi üzerinde tarif ettiği varlık, benlik, hiçlik ve yok oluş kavramları, sanat, inanç ve felsefe dünyasına ışık tutmaya devam ediyor. Yine çok severek
Cehennem Acı Çektiğimiz Yer Değil Acı Çektiğimizi Kimsenin Bilmediği YerdirHallac-ı Mansur · Destek Yayınları · 20254,037 okunma