Doğal gerçeklikler bizi aynı derecede memnun etmediği için, bu gerçekliklerin, kendi içlerinde ve bizim dışımızda, nesnel olarak içerdikleri değer derecesine göre sınıflandırıldığını imgeleriz. Böylece yaşadığımız tatlı hislerin hiyerarşisi ontolojik bir hiyerarşi haline gelir.
Fakat sevgi, davranışlarımıza ve ortaya çıkardığımız eserlere derhal ereksel bir yapı kazandırır. Vaktiyle bizi hoşnut kılan şeyi, olabildiğince canlı bir şekilde imgelemeye, dolayısıyla da onu edimsel olarak da var etmeye yöneliriz...
Öyleyse sevgi ve nefret, ancak ufkumuz doğrudan duyumun ötesine genişlediğinde, şeyleri var olmadıklarında bile kendimize temsil edebildiğimizde mümkün hale gelirler.