Oidipus’ a eşlik eden şu garip “hadımlaştırma kompleksi” ise, diğer taraftan, psikanalizin bedeni tanımadığını dışa vurur ve onun içinde bir Truva Atı olarak iş görür. İnsan arzusunu insan-biçimci ve cinsiyetçi değerlerle damgalar. Arzu onun için bir eksikliğe, yoksunluğa yönelme tarzıdır. Amacı ise doyum, yani arzu yokluğudur.
:) fikrim Spinoza'dan Deleuze,' ye geldi. Bireyin kendi hikayesini yazabilmesi ve bu hikayeyi toplumsallikla ilişkilendirmesi, toplumsal bağlamda özgürlüğün mücadele edilerek kazanilacagini vurguluyor
Arzuladığı nesne ve fırsat ortada olduğunda şehvetinin karşı konulmaz olduğunu söyleyen birini düşünelim. Bu fırsata sahip olduğu evin önüne bir darağacı kurulacak olsaydı, şehvetini giderdikten hemen sonra da bu darağacında asılacak olsaydı tutkularını zapt edebilir miydi diye sormak gerekir kendisine. Yanıtının ne olacağını tahmin etmek zor olmasa gerekir.
Cinsel arzunun doyurulmasında en temel "bencil" çıkarların bile askıya alınması söz konusu olduğuna göre, bu doyum besbelli "haz ilkesinin ötesinde" olduğuna göre, görünüşün aksine etik bir eylem vardır burada karşımızda, adamın "tutkusu" düpedüz etiktir.
Aklın başarısızlığa uğradığı içtenlik Bir şive gibidir insan, ey öldürülmüş insan
Bilinmeyen bir hayvana özgü bir ses gibi
Sabırsız testi, hep dolar gibi olan Her şeyin sese dönüşeceği bilinemez ki!
Bilip de diyenimiz yok.
Yağmurun Altında, Melih Cevdet Anday
İçsel bir sus işaretim yok, susmayı bilmiyorum bu yüzden. Belki de Blanchot sevgimin ölçüzlüğünün kaynağı burada olabilir: "Sessizliği kaybettim ve bunun için duyduğum pişmanlık ölçüsüzdür."