1000Kitap Logosu
Resim
Ulus Baker

Ulus Baker

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
9.3
158 Kişi
597
Okunma
756
Beğeni
27,5bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
Sponsorlu
Unvan
Türk Sosyolog ve Yazar
Doğum
Ankara, Türkiye, 14 Temmuz 1960
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 12 Temmuz 2007
Yaşamı
Kıbrıs Türk'ü bir ailenin çocuğu olarak Ankara'da doğdu. Babası Sedat Baker ruh hastalıkları hekimi, annesi Pembe Marmara ise Kıbrıs Türkü bir şair ve öğretmendi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu. Gilles Deleuze ve Baruch Spinoza çevirileri yaptı, makaleler yazdı. ODTÜ Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora yaptı. Çeşitli yayınevlerine katıda bulundu. Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’ni (İletişim, 1988) hazırlayan kadroda yer aldı. Toplum ve Bilim dergisi yayın kurulu üyeliği yaptı. Başka dergilerin yanı sıra Birikim’de yazıları yayımlandı. Birçok platformda dersleriyle, konferanslarıyla, “serbest” konuşmalarıyla, sanal ortamda yazışmalarıyla, hep insanlarla sohbet halinde oldu ODTÜ, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Özgür Üniversite'de sinema tarihi ve sosyoloji dersleri verdi. Siyâsî teori, kitle iletişim araçları, sinema alanlarında çalıştı. Dziga Vertov üzerine sinema eleştirileri yaptı. Birikim, Toplum ve Bilim, Virgül, Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nde yazılar yazdı. 12 Temmuz 2007 tarihinde, böbrek ve kalp yetmezliğinden öldü.
255 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Ulus Baker okuduktan sonra hayatım Ulus Baker'den önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılmış durumda! Kendisinden bahsetmeden kitap hakkında yorum yapmayacağım. 7 dil bilen, yazar, eleştirmen, sosyolog, çevirmen, ODTÜ öğretim üyesi… Ki bana göre Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi filozoflarından. Sosyoloji, Felsefe, Sinema, Tarih, Müzik ve Matematik alanlarında olağanüstü bir bilgi birikimi ve anlatım gücüne sahipti; Youtube da konferans ve röportajlarını dinlemenizi tavsiye ediyorum. Kendisinden Spinoza okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Takdir edersiniz ki 7 dil bilmesinin harikulade çeviriler yapmasına Hegel, Spinoza ve Deleuze gibi isimleri anlamamızda katkısı oldukça fazladır. Hayatı ile ilgili okumalar ve araştırmalar yaparken en çok etkilendiğim bir diğer nokta ise bu dünyaya ait hiçbir şeye önem vermemesi, aynı kazağı yıllarca giymesi, kırık camlı gözlüğünü değiştirmeden kullanması... Mütevazi bir yaşam... İki kedisi varmış ve ikisinin de adı Psinoza... Mantık, Psikanaliz, teoriğin hatta epistemolojinin ne kadar karanlık yanı varsa kendisi aydınlatmıştır. Ciddi anlamda Youtubedan kendisine ait ne var ne yoksa izleyin sizi gidip uzun süre dönemeyeceğiniz bir yolculuğa gönderiyor kendileri... 47 yaşında bize veda eden Ulus Baker giderken bize ’Hüzün geriye kalandır biraz Blues dinleyin benim için’’ dedi… Ve Aşındırma Denemeleri'ne gelecek olursak, Ulus Baker'in makalelerinden oluşmaktadır. Arka kapağında yazan yazı gerçek, kendi kendinizle yüzleşiyorsunuz. Ulus Baker bu makalelerinde kendi ile de yüzleşmiş diye tahmin ediyorum, okurken aşınan sadece beyniniz değil ruhunuz, duygularınız, fikirleriniz bana kalırsa hesaplaşmak da denebilir aslında. Kendimizle hesaplaştıran bir eser. Varoluşa ilişkin aşılması gereken en hassas yerlere dokunan, aşındıran; aşındırdıkça yaşlandığınızı hissettiren, okurken de sürekli farklı kaynaklara bakma ihtiyacı gerektiren ve sizi epey yoran bir eser. Ama buna değer diye düşünüyorum. Kendinizle ve varlığınızdaki en hassas durumlar ile yüzleşmeye hazırsanız buyrun efendim okuyun... Kitapla kalın.
Okuyacaklarıma Ekle
255 syf.
Çok uzun süredir üzerine kafa yorup, notlar, analizler ve bu konu hakkında ucundan bucağından değinilen sözleri topladığım bir konu var. o da ''çağımız aklının nasıl kurtulacağı?'' üzerineydi. öyle bir sistem içerisinde öğütülüyoruz ki, çift kutuplu dünyanın getirilerinden dert yanarken tek kutuplu dünyada post-modernist bir çağın da ötesine geçiyoruz. geri dönmemek üzere her şey ama her şey tüketilerek yok ediliyor ya da hiçleştiriliyor. ifadesizlik insanoğlunun genel ruh hali ve refleksi olmuş durumda. Bu ifadesizlik halinin herşeyde olduğu gibi (kitap özelinde) sanat ve sanatın insan tininde yarattığı arzuya da nasıl sirayet ettiğini anlatıyor bizlere Ulus Baker... Açık konuşmak gerekirse kendime bu noktada inanılmaz bir kaynak buldum diyebilirim. Hemen hemen değindiğim karma notlarımdaki her konuya Ulus Baker, Gilles Deleuze üzerinden incelemesini yapmış bile. Ancak gelip tıkandığım noktayı Ulus Baker'in de aşamadığını gördüm malesef. İnsan bu tüketim çılgınlığının getirdiği ifadesizlikten nasıl kurtulacaktı? sanırım aynı acıya sahibiz ulus baker ile... buna cevap bulmamak ve her defasında deliye dönmek yaşadığı varoluş sancısı olsa gerek kimi insanların. kitap aslında seminer notlarının bir araya getirilerek oluşturulduğu toplama bir eser. kitabı okumadan önce tutmuş olduğum notların sanatsal analizlerini okumak çok büyük bir zevkti benim için. su gibi aktı ellerimde. içeriğine biraz daha derin değinmem gerekirse, arzunun bir çok hali mevcut insan bünyesinde. bu kimi zaman ''iyi'' olandır, kimi zaman ''tutkulu'' olan, kimi zaman da ''mutlu'' olandır. arzunun/tutkunun ilk oluş noktası, ilkel benliktir. duygu burada hayvani bir güdülenme şeklinde ortaya çıkar ve insanın özellikle cinsellik noktasında benliğini ele geçirir. bu ilk hali günümüzde bile insanın aşamadığı bir hal olarak devam etmekte çünkü insan hızla üreme güdülenmesine devam etmekte... bir çok halini yaşayan insan için en ideal olanı yani hayvani bir güdülenmeyle oluşmayan arzu ise sanat eserinden doğan haz ile gerçekleşendir. bu noktada biyopolitika ve otonomiye de değinmek gerek arzunun insan bünyesinde oluş hallerini anlatabilmek için ancak yazıyı yine uzatmak istemiyorum. öyle görünüyor ki pek de okunduğu söylenemez. bu serzenişimi de araya sıkıştırıp ilk konuya geri dönüyorum; insan nasıl kurtulacak?
Sanat ve Arzu
9.2/10 · 183 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.