İki Konferans (Yaratma Eylemi Nedir? Müzikal Zaman)

·
Okunma
·
Beğeni
·
609
Gösterim
Adı:
İki Konferans
Alt başlık:
Yaratma Eylemi Nedir? Müzikal Zaman
Baskı tarihi:
Haziran 2003
Sayfa sayısı:
54
Format:
Karton kapak
ISBN:
975 8686-04-6
Kitabın türü:
Çeviri:
Ulus Baker
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Norgunk Yayıncılık
Deleuze’ün Fémis’te verdiği ve temel olarak “Sinemada bir fikri olmak ne demek? Dahası: Bir şeyde bir fikre sahip olmak ne demek?” soruları etrafında kurulan Yaratma Eylemi Nedir? başlıklı konferans, sinemacıların imge kurma siyasetlerine odaklanarak sanat eseriyle direnme eylemi arasındaki kaçınılmaz ilişkiyi gözler önüne seriyor.
Neden Biz Müzisyen Olmayanlar? IRCAM’da yapılan bir konuşmanın alt soru-başlığı. Bu soru çerçevesinde Deleuze, verili örnekler üzerinden müzikte atımlı olmayan zamanın farklı kullanımlarını irdeleyerek müziğin yalnızca müzisyenlerin işi olmadığını, sesli olmayan malzemenin de müziğe dahil olduğunu, artık madde-biçim terimleriyle düşünülemeyeceğini ileri sürüyor.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Sinema imajlardır, müzik ise seslerle terennüm... Ama hayır, Deleuze için sinema bir "göstergebilim-öncesi", bir "imajlar-öncesidir": duygu-imajları, tutkular, dürtüler alanında cereyan etmeye başlayan, tutkuları konuşan bir dil. Müzik ise bu "önce"lerin en ilkellerinden biri olmalıdır – en etkili, en ilkel, en tutkusal...
Otoyollar yaparak insanları bir yere kapatmıyorsunuz,
ama denetim yollarını çoğaltıyorsunuz. Bununla
otoyolların tek amacı budur demiyorum, insanlar
otoyollarda sonsuza kadar “serbestçe” dolaşırlarken
kapatılmış olmuyorlar, ama kusursuz şekilde
denetleniyorlar. İşte geleceğimiz bu.
Dikta rejimleriyle yönetilen öyle ülkeler var ki, çok katı, zalimce şartlar altında bile karşı enformasyon var. Hitler zamanında Almanya’dan kaçan Yahudiler bize ilk defa toplama kamplarının varlığını haber verirken karşı-enformasyon üretiyorlardı. Burada görmemiz gereken karşı-enformasyonun hiçbir zaman tek başına yeterli olmadığıdır. Hiçbir karşı-enformasyon Hitler’i durduramadı. Sadece bir durumda. Nedir bu durum? İşte önemli olan burası. Verilebilecek tek cevap karşı-enformasyonun ancak bir direnme eylemi olarak ortaya çıktığında – zaten doğası gereği öyledir – ya da bir direnme eylemine dönüştüğünde gerçekten etkili olabileceğidir. Ve direnme eylemi ne enformasyon ne de karşı-enformasyondur. Karşı-enformasyon ancak bir direnme eylemine dönüşürse etkinlik kazanabilir.
''Felsefe, kavramlar yaratan ve icat eden bir disiplindir. Ve kavramlar, o halleriyle, hazır-yapım veriler olarak elde bulunmazlar, göklerin bir köşesinde, bir filozofun gelip, onları devşirip kavramasını beklemezler. Kavramların yapılmaları, imal edilmeleri gerekir. Kuşkusuz bu, şu ya da bu kavramı oturup imal etmeye benzemez. Bir filozof, şu ya da bu kavramı hadi oturup imal edeyim diye işe koyulmaz. Tıpkı bir ressamın, günün birinde hadi şöyle şöyle bir resim yapayım, tıpkı bir sinemacının şöyle şöyle bir film yapayım demeyeceği gibi. Bir zorunluluk olması gerekir, en az diğer alanlarda olduğu kadar, yoksa ortada hiçbir şey yoktur. Bir yaratıcı haz uğruna çalışan biri değildir. Mutlaka ihtiyaç duyduğu için yaratır. Öyle ki, bu zorunluluk - eğer varsa, çok karmaşık bir şeydir - bir filozofu (hiç değilse uğraşısıyla daha tanışık olduğum için) kavramlar yaratmaya, icat etmeye yöneltir, ama bir şeyler üzerine düşünmeye değil -sinema üzerine dahi.''
Özel olarak ilgi duyduğum soru şu: Bir sinemacıyı, sözgelimi bir romanı sinemaya uyarlamaya gerçekten niyetlendiren nedir? Besbelli ki, böyle bir girişim, sinemaya özgü fikirlerin ancak romanın roman fikri olarak sunduğu fikirlerle titreşime girmesinden kaynaklanır. Ve bu noktada, çok büyük karşılaşmaların sıklıkla gerçekleştiği görülür.
Schopenhauer bir zamanlar müziğin mimetik özelliğini yadsırken, bir kadının ağlamasının taklidinin söz konusu olmadığını, aksine kemanla kadının ağladığını (Deleuze için ise "birlikte ağladığını") söylemişti.
Görünen yalnızca ıssız bir topraktır, ama bu ıssız toprak altındakilerden dolayı ağır çekiyor. Ve siz bana diyeceksiniz ki: Ama toprağın altında ne var, bununla ilgili ne biliyoruz? Bu tam da sesin bize bahsettiği şeydir. Sanki yeryüzü, sesin bize söylediğiyle kabarmış, ve zamanı gelince toprağın altında yerini almıştır. Eğer ses bize cesetlerden bahsediyorsa, toprağın altında yerini almış gelmiş geçmiş bütün cesetlerden bahsediyorsa, işte bu noktada, ıssız toprağın üzerinde, gözlerimizin önündeki bu boş mekânda, rüzgârın en ufak bir kımıltısı, ve bu toprağın üzerindeki en ufak bir çukur, bütün bunlar manâsını buluyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İki Konferans
Alt başlık:
Yaratma Eylemi Nedir? Müzikal Zaman
Baskı tarihi:
Haziran 2003
Sayfa sayısı:
54
Format:
Karton kapak
ISBN:
975 8686-04-6
Kitabın türü:
Çeviri:
Ulus Baker
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Norgunk Yayıncılık
Deleuze’ün Fémis’te verdiği ve temel olarak “Sinemada bir fikri olmak ne demek? Dahası: Bir şeyde bir fikre sahip olmak ne demek?” soruları etrafında kurulan Yaratma Eylemi Nedir? başlıklı konferans, sinemacıların imge kurma siyasetlerine odaklanarak sanat eseriyle direnme eylemi arasındaki kaçınılmaz ilişkiyi gözler önüne seriyor.
Neden Biz Müzisyen Olmayanlar? IRCAM’da yapılan bir konuşmanın alt soru-başlığı. Bu soru çerçevesinde Deleuze, verili örnekler üzerinden müzikte atımlı olmayan zamanın farklı kullanımlarını irdeleyerek müziğin yalnızca müzisyenlerin işi olmadığını, sesli olmayan malzemenin de müziğe dahil olduğunu, artık madde-biçim terimleriyle düşünülemeyeceğini ileri sürüyor.

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Berf
  • Devran Öksüz Ergün
  • şüheda
  • Umut Ök
  • kundaktaki ermiş
  • Mahirali
  • Umut ök
  • indéfini
  • arden

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (4)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0