Müzikten bir örnek getirerek Kant ile birlikte zamanın modal olmayı bırakarak tonal bir karakter kazanmaya başladığını söylerdim. Düşüncede böyle bir işlemin şiddetini göz önüne getirmek için gerçekten parçalanmış bir halkanın boşalan bir zembereğin, saf doğru çizgi halinde açılan bir zembereğin imgesinden daha güçlü bir imge gerçekten bulunamaz. Çevrimsel çizgiyi görüyorsunuz, zaman çevrimsel iken dünyayı sınırlandıran bir çizgidir ve zaman doğru bir çizgi haline geldiği anda diyeceğiz ki dünyayı artık sınırlandırmamaktadır, o andan itibaren onu katetmeye girişecektir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kant kendine göre mekânsal-zamansal belirlenimlerin kavramsal belirlenimlere indirgenmesinin imkânsızlığını göz önüne alarak başladı. Başka bir deyişle kavramın düzenine indirgenemeyecek bir mekân ve zaman düzeni vardır. Böylece Kant şöyle der: Üçgenin üç açısı dediğimde bu üçgen kavramında o kadar az içerilmiştir ki tanımlamak için üçgenin bir köşesini uzatmak karşı köşeye bir paralel çizmek filan gerekir...
(...) eğer fenomenolojinin bir kurucusu varsa onun Kant olduğuna inanıyorum. Fenomenin artık görünüş olarak değil beliriş olarak tanımlandığı(nı) o (a)ndan itibaren Fenomenoloji söz konusudur. Aradaki fark muazzamdır, çünkü beliriş sözcüğünü söylediğimde artık hiç de görünüşten bahsetmiyorum. Bir görünüşü artık bir özle karşılaştırmayı bırakıyorum. Beliriş nasıl beliriyorsa öyle belirendir işte.
Eğer kabaca duyulur ve düşünülebilir olarak birbirinden ayrılan görünüşlerin ve özlerin bulunduğunu söylersem, bu öznenin -bilen öznenin- belli bir konumlanmasını içerir.