Bütün yaşamımı birilerinin yanında durarak geçirmiştim. Birilerinin bana açtığı boşluklara sığmış, taşmamış, yükselmemiş bile ama kurumamış da, orada eski bir göl gibi durup beklemiştim.
Bu satırlar aklıma Sait Faik’in Sarnıç hikayesindeki şu satırları getirdi. “Önümüzde hayat... Her gün bir başka uykuya yatıp bir başka rüya göreceğiz. Halbuki zaman, ağır ağır bizimle beraber akan nehir, bir göle varıyordu. Bu gölde artık biz akmıyor, dalgalanıyorduk. Yahut bana öyle geliyordu.“
Oğlu Yusuf’tan ayrı kalmanın verdiği acı ile gece gündüz ağlayan Hz. Yakup, halkın rahatsız olması nedeni ile yerleşim bölgesinden uzakta bir odacık inşa eder. Burada yüzünü duvara dönüp ağlar. Bu odaya "kulbe-i ahzan" denir.
Bugün bir 'kırmızı giymiş Golem' olduğumu öğrendim. 😂 Ama ben bu Golem halimle çok mutluyum! Kitap alıntısı yapmayı 'ruhsuz' veya 'mekanik' bir eylem olarak görenlere rağmen, ben altını çizdiğim cümleleri keyifle paylaşmaya devam edeceğim. Keyifli okumalar! ✌️
Bu güzel yolculuğumuzda altını çizdiğimiz satırlarda kendimizi buluyoruz.Hasretler, özlemler,duygular, ayrılıklar..
O satırlarda ruhumuz dinleniyor,
o satırlar bize derttaş yani "dert ortağı" oluyor.Bazen huzur buluyor bazen o satırlarda kahkaha atıyoruz 🙈😊
Bu yüzden herkes anlayamaz.
Bunu yaşamak lazım.
Bizi biz anlarız 💜
Bedava yolculuk, bedava psikolog, bedava arkadaş,bedava dert ortağı, bedava eğlence...Hepsi bir arada
Kitaplar iyi ki var 📚📖💜