Eskiden sorun teşkil etmeyen bir durum, artık her gün karşılaşılan bir meseleye dönüşmüştür: yer bulmak. İşte mesele bu kadar basittir. Daha açık, daha elle tutulur bir gerçek olabilir mi?
“Bugünün insanı kendini olağanüstü bir yaratma gücüne sahip sanıyor, ama ne yaratacağını bilmiyor. Her şeyin efendisi olmuş, ama kendinin efendisi olamamıştır. Kendi zenginliği içinde yönünü kaybetmiştir. Elinde hiç olmadığı kadar çok araç, bilgi ve teknik varken, dünya bugün yine geçmişin en karanlık dönemleri gibi savrulmakta, yönsüz bir biçimde sürüklenmektedir.
“Acaba içlerinde halden anlayan biri var mı diye hepsini bakışlarımla yokladım, fakat herkes kaygısız ve umursamaz görünüyordu. Burada sadece huzur içinde soluk alan rahat insanlar vardı, dinç, duyarsız, sağlıklı insanlar; tek hastalıklı olan, yeryüzünün ateşini tek hisseden bir bendim.”
(s. 67)
“Bu benim deliliğim miydi, yoksa yeryüzününki miydi ?”
(s. 69)