“Aşık olmaktan kime ne zarar gelmiştir?”
“Aşk sultanının vardığı yerde, takva tazı olup kaçar! Ardından dile düşme, kınanma ve ayıplanma gelir.”
“Ama aşktır ki dervişin yoludur; aşktır ki Leyla’da iken Mevla’ya ulaştırır!”
“Sana gıptalar olsun derviş!.. Nefsim şeker istiyor ama hekim perhiz diyor!”
“Can kaygısıyla aşktan vazgeçmek öyle mi?!. Aşık kendi canını düşünürse sevgilinin ne değeri kalır ki?”
“Sen aşk işini kolay sanırsın zahir?”
“Hayır, kolay sanmam; bilakis o bir ateştir; yakar, yandırır. Ama nefsi de kirlerinden arıtır. Sevgili lehine nefsinden arınmayan aşık elbette yalancı kalır! Turfanda üzümün tadı
ekşidir; tatlılaşması için güneş altında sabırla beklemesi gerekir.”
“Nefsi sabırdan men eden de kim? Sevgiliye ulaşmak imkansız bile olsa dostluğun gereği, ararken ölmek değil midir?”
Bir şehirsin çünkü sen, büyük ve derin... Yok yok!.. Bir değil, belki binlerce şehirsin hem!.. Ölümsüz ve doğumsuz, uçsuz ve bucaksız deryasın... Sayısız balıklar bulunur her deryada...
“Tortulu sular arı duru olur sevgiyle; bulanıklar berraklaşır. Ve şifa bulur sevgiden tüm dertler. Ölüleri diriltir sevgi; sultanları kul eder... ‘Bilmek’tir sevgi... Noksan bilgi ise ayrımı ve ayrımı olmayan bir hezeyandır; şimşeği güneş
sanır!.. Şimşekçe şimşek, kendi ışığının geçiciliğine gönül bağlayana güler geçer oysa!..”