Nefise Türker

Nefise Türker
@Frezya8
İmkansızlıklara kırgınım.
Janus kitabında insan evriminin bir yerde takıldığını öne süren Arthur Koestler haklıydı galiba. Hiçbir ana, çocuğunu doğurduğunda onun bir gün öldürülebileceğini düşünmüyordu. Her insan, yaşlanacağını ve hayatını doğal bir ölümle sonlandıracağını sanıyordu ama yüz milyonlarcası başka insanlar tarafından öldürülüyordu. Sadece ikinci savaş elli milyon insanin canına mal olmuştu. Hem de dünyanın en uygar yerinde. Goethe'lerin, Schiller'lerin, Beethoven'lerin, Dante'lerin, Cervantes'lerin uygarlığında.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Türkiye'deki ailelerin çoğu bu konudan bir dram yaratır ve suçlu olup olmadığına bakmadan kızı mahkûm ederdi. Hele Doğulu ailelerde, aile meclisi kararıyla kızın öldürülmesine karar vermek epeyce yaygındı. Öyle bir aile olsaydık, ya bir ip uzatırlardı kendimi asmam için, ya intihar görüntüsü verip traktörün altına atarlardı ya da tarlaya götürüp vurarak oracığa gömerlerdi. Diri diri gömülen kızları bile okuyorduk gazetelerde. İşte Türkiye böyle bir çelişkiler ülkesiydi. En avangart yaşamdan feodal aşiret düzenine kadar her şey vardı. Hiçbir standart tutturulamıyordu. Bazen bu ülkede hem New York hem Kandehar var gibi hissediyordum ki galiba bu gözlemim doğruydu.
Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka bir karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir. Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.
Evet, coğrafya bir kaderdi ama tarih de kaderdi. O dönemlerde yaşamış olanlar, yanlış zamanda, şu korkunç 20. yüzyılda dünyaya gelmenin acılarını çekmişlerdi. Aynı yüzyılın son on yıllarında doğanlar ise refahın, güvenliğin, özgürlüğün keyfini sürüyorlardı.
Geçmişini durmadan yeniden tanımlayan başka bir ülke var mıdır acaba diye düşünürken Akdoğanlar Sokağı'nı buldum.