Tersine, insanı tüketecek kadar canlı bir durum. İşte şimdi ben de öyleyim. Onun için, olanları hiç atlamadan anlatmayı sürdürün. Anlıyorum ki bu yöre insanlarının kentliler karşısında bir üstünlükleri var; bu da bir zindan örümceğinin bir ev örümceği karşısındaki durumuna pek benziyor. Zindanda oturanlarla evdekilerin örümcek karşısındaki tavırlarını düşünelim. Ama bu ilgi çokluğu, yalnız izleyenin durumundan doğmaz. Böyle yerlerde yaşayanlar daha candan, daha kendi kendileri için yaşıyorlar, dıştan daha az değişiyorlar, görünüşe aldırmıyorlar. Bir yaşam boyu süren sevgi buralarda belki de olur, oysa ben, bir yıl süren sevgi yoktur, der dururdum. Birincisi aç bir insanin önüne tek bir tabak yemek koymaya benzer. O kimse bütün acıkmışlığıyla önündeki yemeğe sarılır, yiyiip bitirebilir; diğerinde, adamın önünde Fransız aşçılarca özenilerek hazırlanan bir sofra vardır. Belki de o yemeklerin bütününden o tadı alacaktır, ama ayrı ayrı her yemek onun gözünde ve belleğinde, bütünü oluşturan parçadan başka bir şey değildir."
Bu insanlar her gün bu kadar asık suratlı, bu kadar sessiz değillerdi ya! Ne kadar kötü huylu da olsalar, yüzlerindeki somurtkanlık her günkü halleri olamazdı.