·
Okunma
·
Beğeni
·
21.473
Gösterim
Adı:
Eylül
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
378
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758688012
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Eylül, mutlu bir evlilik sürmesine karşın eşi Süreyya Bey'in arkadaşı Necib Bey ile gizli bir aşk yaşayan Suad Hanım'ın çıkmazlarını, dönemine göre oldukça derin ve ayrıntılıbir psikolojik yaklaşımla ele alıyor. Bu özelliğinden ötürü Eylül, Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak kabul edilmektedir. Bir yaz, Boğaziçi'nde bir yalı kiralayan SüreyyaBey ile Suad Hanım'ın aile dostu Necib onları sık sık ziyaret eder, gece yatılarına kalır. Necib Bey'in derin bir saygı beslediği Suad
Hanım'a ilgisi şiddetli bir sevgiye dönüşür ancak bunu kendi içinde gizler. Bir gün dayanamaz, Suad'ın eldivenini çalar. Sonunda hastalanır, humma nöbetleri arasında bu eldiveni sayıklar. Suad bunu öğrenince eldivenin öbür tekini de verir, böylece her ikisininde birbirine duyduğu aşk açığa çıkmış olur. Arkadaşı ve aşkı arasında kalan Necib ile kocasına bağlı Suad, nefislerini yenerek bu aşkı küllendirmeye çalışırlar.
Günümüze kadar gelmiş psikolojik bir başyapıt.Eserin ilk başları biraz ağır olsada Suad'ın aşkı, suçluluk duygusu ,bunalımları ve vicdan muhassebesini yaptığı güzel bir eser...
Eylül ,ismi gibi hazin bir yasak aşkın romanı...
Kitap için çevremdekiler sıkıcı olduğunu ve sadece ilk psikolojik roman olduğu için okunduğunu söylemişlerdi.Bu yüzden kitabı elime alırken biraz endişeliydim acaba yarım mı bırakacağım, çok mu sıkıcıdır diye.Ama öyle olmadı.Yani tabii her kitapta olduğu gibi bu kitapta da sıkıcı bölümler vardı ama, kitabın bitişi o kadar muhteşemdi ki diğer bölümleri sildi attı!

Suad ile Necib'in arasındaki o aşk, o tutku o kadar güzeldi ki Süreyya'ya hiç acıyamadım.Hacer'den ve Fatin'den aldığım gıcığı kelimelerle anlatmak pek mümkün değil..

Son olarak kitap kesinlikle müthişti.Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Eylül ilk olarak 1900 yılında, Servet-i Fünun dergisinde hikâye olarak yayımlanmış ve gelişen zaman süreçte büyük beğeni toplaması neticesinde, 1901 yılında kitap haline getirilerek Türk edebiyatı klasik romanları arasında kendisine pay edinmiştir.

Etkin olduğu koşullar ile günümüz koşulları arasında ki farklılıklara rağmen, Eylül hala okunabilirliğini muhafaza etmektedir. Çünkü Eylül, simgesel olarak yasak bir aşka konukseverlik yapmış olsa da, saf ve tertemiz bir aşka timsaldir. Bir aşk düşünün ki bedensel arzular ile kirletilmemiş olsun! Bir aşk düşünün ki sadece gözlerdeki bakışlarda yaşansın. O bakışlar ki bütün varlığınıza tesir edip, ruhunuzu etkisi altına alsın.

Eylül, baharın sonlanması ile gelen kışın habercisi. Ya da şairlerin dizelerinde yansıttıkları gibi, keder ve ayrılığın ardından dile gelen hazan yağmurları. Nasıl ki yaprakların ağaçlara vedasının, ayrılan sevgililerin ardından dökülen gözyaşlarına benzetilmesi gibi... Boşuna mı hayıflanır insanoğlu, gelen kış mevsimini yansıtan o soğuk havaların dem vurmasıyla, geçen yaz günlerinin geçtiğini anladığı zaman.

Kurguda da Suat'a hayatının bu çağı, ömrünün, kadınlığının Eylül'ü gibi gelmektedir. Süreyya ile evli olan Suat'ın hayatında bir şeyler eksiktir. Belki de son zamanlarda Süreyya'nın vurdumduymaz tavırlarıdır, kendisini değersiz ve önemsiz hissetmesini sağlayan. Kim bilir... Ne yazık ki çiftler arasında paylaşım azalınca, ilişkilerin ortak resmidir duygusal sadakatsizlikler. Aradığı ilgiyi yasak ilişkide bulan Suat, mantığı ve hisleri arasında sıkışıp kalır. Bir okur olarak Suat'ın yerinde olmak istemezdim. Her ne kadar vâki olanda hayır var, deseler de zordur seçim yapmak. Birine gitme, kal derken. Diğerini yolcu etmek! Birini seçerken, diğerinden vazgeçmek...

Yazar, kitapta kişilik analizlerini derinlemesine irdelediğinden dolayı, anlatım okuru biraz sıkabilir. Ama yazıldığı dönemi baz alırsak, yazarın neden kahramanlarının ruh hallerine ayrıntıyla değindiğini anlamamız mümkün olacaktır. Bana günümüz hayat koşullarında bile, hâlâ gözlerde yaşanan bir aşk var mı, dedirten eser, mutlaka okunmalı...
İlk okuduğum psikolojik romandı Eylül fakat kitaplığımın en şansız kitabıydı aynı zamanda da. Kitaplığıma 2011 yılında öğretmenim tarafından katılmış bu kitabı şimdi okuduğumu duysa bakışlarını tahmin edebiliyorum ama ne bileyim sırası, zamanı gelmemiş sanırım gerçi şanssız kitabım benim elimdeyken bile bir çırpıda okuyamadım ki seni elimde sen aklımda şiir dizeleri olarak okudum seni affet beni Mehmet Rauf yanlış zamanda aldım elime seni =)
Kitaba gelirsek bir daha incelemeleri okuyamayacağım tüm spoileri aldığım için acaba bu ne zaman olacak şu olay hangi sayfada derken kendimi olaylara kaptıramadım bir türlü... Evet keyif aldığım sayfalar oldu ve birazcık sıkıldığım bölümler ama okuduğum içşn pişman mıyım hayır, hatta elimdeki kitap kapağı sitedeki ile aynı olsatdı daha önce bile okuyabilirdim. Neyse size keyifli okumalar bana da şiirlere koşma zamanı =)
İlk Psikolojik romanımızdır diyerek giriş yapayım. Sonra da nasıl okumaya başladığıma değineyim;
Bir süre önce üniversite de Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyan biriyle tanıştım. Kitaplar üzerine sohbet ederken derslerinde hocalarının söylediği kitapları okuduklarını ve ders esnasında incelediklerinden filan bahsetti. İstersen derse sende katıl demesi üzerine aklımda yokken Eylül romanını okumaya başladım ve sonrasında derse katıldım. Kitap da kaçırdığım ayrıntıları filan fark ettim. Yakın çevrem pek kitap olmadığı için başkalarının konu ve karakterler üzerinde neler hissettiklerini filan söylemeleri hoşuma gitti. Romanı okurken İlk başlarda biraz zorlansam da sonradan konusunu beni içine çekti. Necip karakterine hayran kaldım.

Kitabın konusuna gelirsek;
Babasının bağ evinde yaşamayı sevmeyen Süreyya ile eşi Suad denize bakan bir yalı tutup oraya yerleşirler. Akrabaları olan Necip ise ziyaretleri sırasında Suad’a âşık olur. Suad ise kocasına sadık olmasına rağmen zamanla Necip’e karşı bir şeyler hissetmeye başlar. Ve hikâyemiz böylece ilerlemeye başlar…
Süreyya bu aşkı öğrenecek mi?
Necip ve Suad birbirlerine kavuşabilecek mi?
Onları mutlu bir son mu bekliyor?

Servet-i Fünun da sanat için sanat anlayışı olduğundan dolayı genellikle iç çatışmaların, ruhsal çözümlerin konu olduğunu görüyoruz. Halit Ziya’dan etkilenmiş olmalı ki Mehmet Rauf bu romanında yasak bir aşkı anlatmış.

Necip kendi ile çatışmalar içindedir. Yalnızdır, Sevilmeye ihtiyacı vardır. Ruhsal sıkıntılar çekmektedir. Düşüncelerinde zıtlıklar vardır. Suad’a âşık olması fakat Suad’ın evli olması yüzünden beslediği bu duygulardan dolayı kendinden iğrenmektedir. Sürekli kaçmak ister ama bir türlü uzaklaşamaz. Ondan uzaklaştığı an acı çekmeye başlar. Birçok evli kadının namussuz olduğunu gördüğü için güven duygusu zedelenmiştir. Bu yüzden Suad’ın Süreyya’ya ne kadar sadık olduğunu gördükçe ona olan hayranlığı artar. Evlenmeye karşıdır fakat bazen bu konuda zaafa düşmektedir.

Süreyya babasının zıttı olarak otoriter olmayan bir adam. Bağ evini sevmez, denize bakan bir yalıda yaşamak ister, yalnız kalmayı tercih eder. Karısını mutlu etmeyi çok ister. Süreyya karakteri roman ilerledikçe ne kadar güçsüzleştirilmişse, Suad karakteri de sadakatinden dolayı bir o kadar yükseltilmiş.

Suad ise kocasına karşı çekingen bir karakterdir. İçinden geçirdiği şeyleri kesinlikle ona söyleyemez. Ne derse onu yapar. Necip’in gözünden baktığımızda eşine son derece sadık ve onunla mutlu olduğunu görüyoruz.

Süreyya’nın Otoriter babası kızı Hacer’i görücü usulü Fatin ile evlendirmiştir. Oysa Hacer onunla mutlu değildir. Suad’ı yüceltirken Süreyya’nın kız kardeşi Hacer de o kadar alçaltılmış. Kıskanç ve kötü biri olarak gösterilmiş.

Fatin ise tamamen kötülenerek anlatılmış. Çok cimri ve maddiyatçı bir kişiliktir. Süreyya’nın babası Fatin için mücevher buldum derken aslında kendisinin gençliği gibi olduğunu kastetmiş olabilir.

Babası otoriter ve katı bir kişi olduğu için Hanımefendi ezilen kişi konumunda, kendi istediklerini yapamıyor. Kocasının sözünden dışarı çıkamıyor.

Beyoğlu betimlenirken orada, hayatının eğlenilecek mevsimde bile nasıl bunaltıcı bir hali olduğuna değinmiş. Orada görünen bin bir renkli hayatın aslında tek renk olduğundan bahsetmiş.

Keyifli okumalar…
Kitap hakkında inceleme yapmadan önce bana hediye ettiği iki kitaptan birisi olan bu kitap için de Ahizer'e teşekkür ederim.(Ahizer)

Linç yiyeceğim gıcık mı gıcık bir inceleme olacak ama umurumda değil. Romantizmin etkisine kapılanlar ya da boş milliyetçilik taslayanlar incelememi okumaya bile kalkmasın!

Dünya üzerinde yaşanan binlerce yıl ve milyarlarca hayat için en boş ve gereksiz şey ne diye sorulursa, aşk derim.

Zaten önceki incelemelerimi okuyanlarda bilir ki bundan nefret ediyorum. Nedenleri daha önce de anlatmıştım o yüzden tekrarlamayacağım.

Kitapta 3 tane kişi var.
Birincisi Suad adında silik bir kadın.
İkincisi Süreyya adında ki Cemal Süreya'ya benzediği için de ayrı bir sinir oldum yazara, bu kişide bir çeşit boynuzlu...
Üçüncü karakterimiz de Necip adında salak birisi.

Suad ile Süreyya evli. Tabii ana baba zengin olunca bunlar da evin birinde oturup duruyorlar. Sonra çok sıkıldıkları bu evden kaçıp başka bir eve yerleşiyorlar.

O arada bu ikilinin bir çeşit dostu olan Necip de bunlarla takılmaya başlıyor.

Tabii iyi güzel yaşarlarken bizim Süreyya bi' deniz hastası olup çıkıyor. Her gün sandalla denize açılıp duruyor. Suad ise denizi sevmediği için evde kalıyor.
Bizim Necip ise Suad'ın yanında kalayım diye ayak yapıyor.

Süreyya'mız nasıl bir g.vat ise hiç işkillenmeden her gün gidip gidip geziyor sandalla...

Sonra olanlar oluyor işte bu Suad ile Necip güya birbirlerine aşık oluyor(!)

Ama çok salak oldukları için bir türlü birbirlerine kavuşamıyorlar.
Necip kendisine hakaret ediliyor bunlara katlanıyor falan. Suad desen ise çok sünepe bir tip olunca hiç söz etmiyor falan...

Neyse ya daha fazla yazmak istemiyorum ki zaten neden hep böyle kitaplar bulur beni anlamıyorum!

Boş bir kitap. Edebiyatımızda ilkmiş güya(!)

Neyse işte romantik biri iseniz çok hoşunuza gidebilir ama benim gözümde hiç değeri yok. Hediye olmasa çeyreğine gelince falan atardım herhalde...

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim...
Kitap, psikolojik bir roman olup, ruhsal çözümlemelerde çok başarılı bir çalışma sergilemiştir. Şahısların ruh hallerini çok iyİ bir şekilde okuyucuya aktarmaktadır.
Yasak askin heyecani, aski ., hisleri ve duygulari insani mast ediyor ... Okuyan kisideki duygulari tekrar tekrar yasatiyor. Bu kitapta buyuleyici ve akici. Kendine ceken baglayan duygular on plandadir .herkese okunmasi gereken bir kitap oldugunu soyleyebilirim
#bu$®@ ve ayrica gunumuzdeki en onemli bas yapittir psikoloji kitap olarak
Kitabın başında isimler birbirine girdi dedim yok bu kitap olmaz. Ama yavaş yavaş okudukça karakterler kafama oturdu ve okuduğum kitaplar arasında da edebiyatımızda olduğu gibi önemli bir yere sahip oldu.
Kitabın içeriğine gelmek isterim. Ben bu kitapta genel olarak baş kısımda paradan bahsediklmesinden çok sıkılmıştım ama kitabın ona göre şekillendiğini gördükçe daha da hevesli okudum. İyiki okudum.
Şu kitap kütüphaneden sarkıp sarkıp duruyor. Roman soluğu arıyormuş. En son kütüphanenin cam kapaklarını açıp “Murat beni hala okumayana göster” diye nara attı. Elçisiyim buyrun :)
Öyle bir roman ve öyle bir aşk ki.. Okuyup, izleyip anlam veremediğim sahte, günlük aşklardan çok uzak, saf ve gerçek. Olayın bu yönü beni romana tamamen bağladı. Evet, bazen durgun ilerliyor ama sıkıcı olduğunu düşünmüyorum. Sadece sonu biraz daha farklı olsun isterdim :)
Yazılışının üzerinden 115 yıl geçmiş olsa da bu güne kadar okuduğum en başarılı kitaplardan biri. Eskimeyecek ve her zaman okunmaya değecek bir kitap. Aslına bakıldığında kitaptaki olaylar ancak bir hikaye oluşturabilecek genişlikte ve olaylar karışmıyor. Basit bir kurgusu var; ancak kahramanların iç dünyasını işlemekteki başarısı sizi kitaba çekiyor. Olayları Necip'in ve Suat'ın gözünden ayrı ayrı görüyorsunuz. Bu bir taraftan onların iç dünyalarına girmenizi sağlarken, diğer taraftan dışarıdan görünenle içeride yaşananlar arasındaki tezadı görmenizi sağlıyor. Ayrıca insanların konuşamadıklarında nasıl yanlış anlamalara yöneldikleri ve yanlış değerlendirmelerin duygu dünyası üzerinde yarattığı yıkım da çıplak bir şekilde ortaya koyuluyor. Mevcut toplum düzeni içinde mutlu sonla bitmesi imkansız bir hikaye için olabilecek en mutlu sonu da yakalamış sanırım yazar. Hem ana kahramanların isteği bir bakıma gerçekleşirken, diğer taraftan toplum veya eserde toplumu da temsil eden diğer kahramanlar zarar görmemiş oluyor.
Bir gün kendisinin de ölme ihtimalini...Dünyada üç saniyelik bir misafir olduğunu, bu misfirliğin böyle dertli ve acı şeylerle berbat edilmesinin ne kadar yazık ve zahmete değmez sıkıntıları bulunduğunu düşündü...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eylül
Baskı tarihi:
2003
Sayfa sayısı:
378
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758688012
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Eylül, mutlu bir evlilik sürmesine karşın eşi Süreyya Bey'in arkadaşı Necib Bey ile gizli bir aşk yaşayan Suad Hanım'ın çıkmazlarını, dönemine göre oldukça derin ve ayrıntılıbir psikolojik yaklaşımla ele alıyor. Bu özelliğinden ötürü Eylül, Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak kabul edilmektedir. Bir yaz, Boğaziçi'nde bir yalı kiralayan SüreyyaBey ile Suad Hanım'ın aile dostu Necib onları sık sık ziyaret eder, gece yatılarına kalır. Necib Bey'in derin bir saygı beslediği Suad
Hanım'a ilgisi şiddetli bir sevgiye dönüşür ancak bunu kendi içinde gizler. Bir gün dayanamaz, Suad'ın eldivenini çalar. Sonunda hastalanır, humma nöbetleri arasında bu eldiveni sayıklar. Suad bunu öğrenince eldivenin öbür tekini de verir, böylece her ikisininde birbirine duyduğu aşk açığa çıkmış olur. Arkadaşı ve aşkı arasında kalan Necib ile kocasına bağlı Suad, nefislerini yenerek bu aşkı küllendirmeye çalışırlar.

Kitabı okuyanlar 5.357 okur

  • Ayşegül Büşra AKSU
  • Yabancı
  • Tuğba Oran
  • Şevval durdu
  • Ramazan Doğan
  • SELVİHAN TULUKCU
  • Hüseyin Cantürk
  • Cemal Erdoğan
  • Zonsime
  • Emine Aktaş

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.1 (1)
8
%0.6 (6)
7
%0.3 (3)
6
%0.2 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları