Roman, insanın iyi ile kötü arasındaki seçim yapma hakkının ne kadar hayati olduğunu tartışır. Alex, şiddeti severek seçen bir anti-kahramandır. Ancak Ludovico Tekniği ile seçim yapma hakkı elinden alındığında, artık bir birey değil, bir "otomatik portakal" haline gelir.
Bu, Burgess'in bireyin özgür iradesine olan inancını güçlü bir şekilde vurgular. Roman, ahlaklı olmanın ancak özgür bir seçimle mümkün olduğunu savunur.Roman, şiddet ve sanatın birbirine paralel kullanımıyla dikkat çeker. Alex'in Beethoven sevgisi, onun sanata olan duyarlılığını ve aynı zamanda şiddet dolu eylemleriyle nasıl tezat oluşturduğunu gösterir. Bu ikilem, insan doğasının karmaşıklığını simgeler.
Otomatik Portakal, bireysel özgürlüğün, toplum düzeni ve devletin kontrol çabalarına rağmen savunulması gerektiğini vurgular. Burgess, bireyin ahlaki seçim yapma hakkının elinden alınmasının, onu bir makineye çevireceğini savunur. Romanın sonu, Alex’in olgunlaşmaya ve değişime açık olduğunu göstererek insana dair bir umut ışığı sunar.
Otomatik Portakal, yalnızca bir distopya romanı değil, aynı zamanda derin felsefi ve ahlaki soruları irdeleyen bir eserdir. Hem anlatımı hem de içeriğiyle benzersiz olan bu roman, okuyucuyu insan doğası üzerine düşünmeye zorlar.