İnsanoğlunun ya da insan kızının doğası gereği olmuş ve olabilecek her şey hakkında yorum yapmak ister ve yapar. Sokaktaki insanlara, ünlü sanatçılara ya da oyunculara, futbolculara, devletin yüksek mevkiye sahip kişilerine; kısaca insanın bulunduğu her yere gidin. Örneğin elinizde bir saat götürün. Hepsinin de o saat hakkında yorumu vardır. O ana kadar yoksa bile artık o an bir yorumu olacaktır. Bakın olumlu ya da olumsuz demiyorum, mutlaka bir cümleden de oluşsa yorumu vardır. Böyle yorumlar da, yorum yapılan nesnenin, meyvenin, şehirin, kitabın hatta insanın değerini belirler. Ne kadar doğru bilinmez lakin bu böyledir. Bir şeyler alırken yorumlara da dikkat etmiyor muyuz örneğin? Örneğin bir araba alırken, mutlaka o arabayı kullanmış, kullanan ya da o araba hakkında bilgi sahibi kimselerin yorumlarına başvurmuyor muyuz? Kitaplarda da bu durum böyledir. Gidip kimsenin önermediği, hiçbir yerde görmediğimiz bir kitabı aldığımız pek görülmemiştir. Buraya kadar aslında hiçbir sıkıntı yok. Burdan sonrasında devreye birtakım olaylar giriyor. Bazı cevapsız sorular..
Kitabı okuduktan sonra kafamda birtakım soru işaretleri oluştu. Daha öncesinde Olasılıksız, Simyacı, Sol Ayağım, Şeker Portakalı hatta Türk Edebiyatına gelelim biraz, Kahraman Tazeoğlu'nun Bukre isimli kitabı, Can Yücel'in Sevgi Duvarı isimli kitabı gibi kitaplarlarda da olmuştu. Mesela ben merak ediyorum. Bu kitabı ilk kim beğendi, ilk kim neye dayanarak önerdi? Bu kitabı ilk öneren kişi, önerirken sarhoş muydu? Bu kitabı öneren ilk kişi yazarın, eşi, sevgilisi, annesi, babası ya da arkadaşı mıydı? Ardından oluşan bu silsilede devamındakiler kitabı okumadan mı "Bu güzel kitap.." diye önerdi geçti? Bu kitabı da eklemiştim bu kervana lakin kitap hakkında bir kaç araştırma yaptıktan sonra bu kitabın neden bu