"İnsanlar sevgiye açsa göremiyor eğrisini doğrusunu. Bir külah çikolatalı dondurmaya sevinen çocuklar gibi güzel bir söze kandırılır, hiç düşünmeden gidiverir yüreğinin götürdüğü yere
Sonrası, sonrası malum kapanmayan yaralar. Kabuk bağladı, tamam iyileşiyor dediğinde düşen kabuğun altındaki yeniden kanayan yaralar. Sonra yine kabuk bağlayan, sonra yeniden kanayan bir türlü iyileşmeyen yaralar. Ama o yaranın kapanmadığını, kanadığını biz biliriz, acısını biz çekeriz. Bazen aklımıza gelen bir şiir, bazen bir filmin repliğinde, bazen aniden bir yerlerden gelen unutamadığınız hep beraber dinlediğiniz şarkının sesinde, o yara yeniden açılır. Keskin bir bıçak gibi keser yeniden. Severiz yara izlerimizi, gün gelir bazen okşarız, dokunuruz iyileşti sandığın yara izine. İyileşmiş bir daha kanamayacağını bisek de sıcacık küllerini hep hissedersiniz.
Gerçekten sevmişizdir. Karşımızdakinin buna inanıp inanmaması bu saatten sonra umurunuzda bile olmaz artık. Birini içimizden çıkaramıyorsak tek çare onu içimize gömmektir derler. Yapılabilir mi? Evet yapılabilir, bazen de ta, sonsuza kadar pişman olacak olsanız da.
"İnsan yalnızca yaşama yenildiği zamanda hoşça kal demez. Bazen de yaşanmışlıklarını geride bırakmak gerektiği zamanda bir hoşça kala sığdırıverir her şeyi. En önemlisi de yaşanmaya fırsat bulamadan geride bırakmak zorunda kaldığı sevdalar vardır. Ona hoşça kal deyip geçmişe gömebilmek hepsinden daha zordur. Yaşanmamış sevgiler bir hoşça kala sığmayacak kadar büyük olabilir mi?"