Canının yandığını biliyorum. Her zaman canımız yanabilir, önemli olan bu değil. Ben sadece, eğer teselliyi ararsan onu bulabileceğini bilmeni istiyorum. Ve tüm acılarının ortasında mutlu olmayı öğrenebilirsin.
Yüküm ağırdı ve hissettiğim acı beni bitirip tüketiyordu. Her an tökezleyip bu yükün altında ezilecek gibiydim. Ve onu daha fazla taşıyamayacağımdan korkuyordum. Sanki biri elime kocaman, nadir, kristal bir vazo tutuşturmuş ve onu ömrümün geri kalanı boyunca taşımamı söylemişti. Bense her gün, her saniye, onu elimden düşüp paramparça oluşunu seyretmenin eşiğine geliyordum.
Kitaba göz gezdirirken sayfalardan birinin köşesini kıvrılmış olduğunu fark ettim. İşaretli sayfayı açtığımda ise altılı çizilmiş bir satır gördüm. "Bir yerden başka bir yere giderek kendinden kaçamazsın"
Kelimelerin zihnimi nüfus etmesine izin vererek göle göz gezdirdim. Yapmaya çalıştığım şey bu mu? Kendimden kaçmak mı? Kitaptaki satıra tekrar bakarken, onun yıllar önce altını çizen kadınla bir bağı olup olmadığını merak ettim. Onun da gizli bir acısı var mıydı? O da tıpkı benim gibi kaçmaya mı çalışıyordu?
Sıcakkanlı bir adam olmasına rağmen, biraz içine kapanık bir yanı da vardı. Belki de hüzünlü. Gülümseyişiyle derinlerindeki her şeyi saklamayan insanlardan biriydi.