Yaratıcının dönemsel bazda indirdiği 4 kitaba inanarak teslim olan insanoğlunun ,bu kutsal kitaplar üzerinden hak mücadelesi savaşının ortasında hayat mücadelesi veriyor insanlık.. Belki de imtihan hangi kitabın dininin geçerli ve doğru olduğu değil de bu savaşın ortasında içimizdeki iyiliğe iyice sarınıp insanlığımızdan olmadan ahlaklı ve vicdanlı kalmayı başarabilmektir. Ki böyle düşününce zor imtihan sırat köprüsünden geçmek misali. Belki yaşam sırat köprüsünün üstünde yol almaktır…
Dar, tehlikeli ve her adımda bizi sınayan bir yol. Sınav belki de dışarıda değil; içeride, içimizde.. Maalouf'un anlattığı karakterlerin köklerinden koparılışı, kimlikleriyle olan mücadelesi, sadece tarihi değil, bugünün dünyasını da anlatıyor. Aynı limanda doğmuş ama farklı inançlarla yoğrulmuş insanların iç içe geçmiş hayatları... Ve bütün bu karmaşanın ortasında yitip gitmeyen tek şey: insan olabilmenin onurlu çabası.
Amin Maalouf'un Doğu'nun Limanları romanı, yalnızca bir bireyin değil, bir coğrafyanın, bir tarihin, hatta bir insanlık durumunun anlatısıdır. Maalouf, geçmişin kırılgan aynasında bugünün çatışmalarını gösterirken, biz okurları derin bir sorgulamaya davet eder: Biz kimiz? Hangi inanca, hangi millete, hangi tarihe aidiz? Ve daha da önemlisi; bütün bu aidiyetlerin ötesinde, insan kalmayı başarabiliyor muyuz?
Kitap boyunca farklı dinlere, dillere ve kültürlere ait karakterler, kimi zaman yan yana, kimi zaman karşı karşıya gelir. Hepsinin ortak noktası, aynı Doğu'nun limanlarından geçmiş olmalarıdır. Aynı Tanrı'ya inanan, ama farklı kutsal kitaplara tutunan bu insanlar, tarihin çeşitli dönemlerinde birbirlerini "öteki" ilan ederler. Ve Maalouf'un kaleminde bu "ötekileştirme" sadece tarihsel bir gerçeklik değil; bugüne uzanan bir aynadır.
Doğu'nun Limanları, bize sadece