Fatime Tülübaş

Yaşayan kim, ölü kim? Nasıl?”
Puan vermedi·375 syf.··
Beğendi
·
2025 25. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2025 19:25
Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Ölüler Yaşıyor mu? adlı romanı, sadece ruhçuluk modasına bir eleştiri değil, aynı zamanda insan zihninin kırılganlığına dair derin bir iç yolculuk. Romanı okurken sayfalar arasında değil, sanki bir insanın zihninin meçhul yollarında dolaştım. Romanda karşı köşkte olup bitenler, ruh çağırma seansları, esrarengiz sesler ve “o kız” etrafında örülen hikâye başta bir gizem gibi görünse de aslında daha derin bir şey anlatıyor: Kendini zihninin hapishanesine kilitleyen bir insanın, gerçekle hayali ayırt edemeyecek hale gelişini. Ve de etrafındaki herkesi nasıl kendi zihninin meçhul, karanlık girdaplarına sürükleyerek felakete adım adım gidişinin hikayesi. Gerçekten de bu kitapta, insan ruhunun karanlık bir odada kendi hayaletini yaratışına tanıklık ediyoruz. Çoğu karakter kendi zihninde gerçeklikten uzak ama kendilerince bir o kadar yaşadıklarını varsayarak hayalin geçek, gerçeğin hayal olduğu bir âlemde yaşıyorlar. Karakterlerin çoğu bu hayaletin peşine düşüyor, hatta güçlü görünenler bile bir anlığına bu “hayale” inanabiliyor. Özellikle Dilaver ve Dayı Bey gibi mantıklı karakterlerin bile ruh çağırma seansında masa sesi duymaları, bize şu soruyu sorduruyor: Acaba zihnimiz, duymak istediğimizi duymak, görmek istediğimizi görmek üzere mi programlı?" Kitabın sonuna geldiğimde hissettiğim şey, klasik bir “ruhlar var mı?” sorusunun ötesindeydi. Hayatla bağını koparan bir insan, gerçekten yaşıyor sayılır mı? Ve yaşıyorsa, neyin içinde yaşıyor? Gerçeğin mi, yoksa kendi zihninin uydurduğu bir dünyada mı? Ve kitap bittiğinde şu soruyla baş başa kaldım: Yaşayan kim, ölü kim? Nasıl? Eğer bir insan gerçeğe gözlerini kapatıp hayalin içinde kayboluyorsa, o hâl bir nevi ölüm değil mi? Ve eğer biri acı da olsa gerçeği seçiyorsa, o kişi hayatta değil
Ölüler Yaşıyorlar mı?Hüseyin Rahmi Gürpınar · Everest Yayınları · 1973190 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Felsefeye Giriş
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2025 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2025 23:38
Bu kitap, Antik Yunan’ın üç önemli doğa filozofu olan Thales, Anaximandros ve Anaximenes’in düşüncelerini, fragmanlarını ve bu fragmanlara dair yapılan yorumları bir araya getiriyor. Felsefeye yeni başlayanlar için hem kaynak hem de rehber niteliğinde. Ben bu kitabı çalışmamda kaynak kitap olarak ele aldım. Çünkü sadece filozofların söylediklerini değil, aynı zamanda tarih boyunca kimlerin onlar hakkında ne düşündüğünü, hangi kaynakların nasıl aktardığını da sunuyor. Dolayısıyla bu eser, hem düşünce tarihine hem de felsefi yorum geleneğine dair değerli bir pencere açıyor. Yeni başlayanlar için özellikle önemli çünkü felsefi düşüncenin en yalın ve temel sorularla nasıl başladığını bu üç filozof üzerinden görebilirsiniz: Varlık nedir? Evrenin ilk ilkesi nedir? Değişim nasıl olur? gibi soruların izini, hem metinlerdeki kırıntılardan hem de tarihsel yorumlardan sürmek mümkün. Eğer Antikçağ felsefesine ilgi duyuyorsanız veya bu üç filozof hakkında derli toplu ve özenli bir çeviri okumak istiyorsanız, bu kitap çok yerinde bir başlangıç.
FragmanlarAnaksimandros · Pinhan Yayıncılık · 2019453 okunma
Aristoteles'ten Bizlere Etik
9/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2025 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2025 23:07
Nikomakhos’a Etik, felsefi bir metin olmanın ötesinde, insanın kendiyle yaptığı uzun bir yürüyüşe dönüşüyor okudukça. Çeviri olarak Saffet Babür tavsiye ederim, Say yayınlarını çevirisi biraz çiğ ve de anlaşılır kılmaya çalışılırken anlam da ifade kaybı olmuş. Aristoteles’in mutluluk (eudaimonia) anlayışı günümüzün altı kazılmış, pazarlama metası olmuş “mutluluk” anlayışı değil elbette. O kadar basitleşti ki bu kavram işte Aristoteles geçmişten günümüze sözleriyle mutluluk nedir, ne değildir onu anlatıyor. O, mutluluğu gelip geçici bir his olarak değil, insanın kendi doğasına uygun yaşaması, yani erdemli bir yaşam sürmesi olarak tanımlıyor. Bu haliyle mutluluk, bir hedef değil; alışkanlık haline gelmiş bir iyi yaşam biçimi. Yani erdemli olmak, ara sıra iyi davranmak değil; iyi olmayı içselleştirmek. Yani bir nevi kendini inşa etmek, kendinin üst versiyonuna erişerek ilerlemek misali. En çok “orta yol” fikri etkiledi beni. Erdem, iki aşırılığın ortasında bir yerde duruyor. Cesaret, korkusuzluk değil; korkuya rağmen harekete geçmek. Ölçülülük, hazdan uzak durmak değil; hazzın kölesi olmamak. Erdem, her adımda yeniden kurulması gereken bir denge gibi. “Büyük ruh” (megalopsychia) kavramı ise içimde soru işaretleri bıraktı. Aristoteles, burada değerli insanı tanımlarken sanki belirli bir asaleti, özgüveni, hatta toplumsal statüyü ölçü alıyor gibi. Oysa bana kalırsa her insanın içinde bir değer ve potansiyel vardır; bu potansiyel sadece “seçkin” ya da “yüce” olarak tanımlananlarda aranamaz. Eşitlikçi bir etik anlayışla bakıldığında, bu kavram biraz dar ve dışlayıcı kalıyor. Ki kimsede kusursuz değildir büyük bir filozof dahi olsa. Aristoteles’in dostluğu yalnızca bir duygu değil, bir erdem alışverişi olarak görmesi çok etkileyici. Özellikle “erdemli dostluk” fikri...
Nikomakhos'a EtikAristoteles · Bilgesu Yayıncılık · 20071,466 okunma
Yazarak dile getirmek iz bırakır.
9/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
346 günde okudu
·
Okunma: 23 Mayıs 2025 16:45
Marcus Aurelius’un Kendime Düşünceler adlı eseri, sadece bir felsefe metni değil; aynı zamanda bir insanın kendisiyle yaptığı içten, dürüst ve kimi zaman acı veren bir yolculuğun günlüğü. İmparator olması bir yana, Marcus’un en çok etkileyen yönü, gücünün arkasına saklanmak yerine, insan kalabilmiş olması. Bu kitap, onun kendiyle hesaplaştığı, kendine sorular sorduğu ve içtenlikle cevaplar verdiği bir tür iç konuşmalar silsilesi. Kitap boyunca altını çizmekle kalmadığım; üzerine düşündüğüm, sindirmeye çalıştığım ve hayatıma uygulamayı denediğim pek çok düşünceyle karşılaştım. Marcus’un kaleme aldığı her düşünce, sadece onun için değil, bizler için de birer pusula. Çünkü o, kendine yazarken aslında evrensel insan deneyimine de sesleniyor. Kimi zaman öfkesini dizginlemeye çalışıyor, kimi zaman ölüm karşısındaki duruşunu sağlamlaştırıyor, kimi zaman da başkalarının yargılarına karşı nasıl bağışıklık kazanabileceğini anlatıyor. Beni en çok etkileyen yönlerden biri, yazdıklarının hiçbir zaman "başkalarına öğüt" havasında olmaması. Onun düşünceleri, ne bir kürsüden ne de bir tahtın ardından sesleniyor. Daha çok karanlıkta kaleme alınmış, yalnızlık anlarında yazılmış cümleler gibi... Bu yüzden samimi ve etkileyici. Özellikle şu cümlesi bana çok şey düşündürdü: “İnsanın değerini belirleyen şey, ne söylediği değil, ne yaptığıdır.” Bu düşünceyi hayatıma uygulamak, her gün daha tutarlı bir insan olmaya çalışmak anlamına geliyor benim için. Söz ile eylem arasındaki uçurumu kapatmak, kendi iç dünyamda bütünlük oluşturmak... Marcus Aurelius bu konuda bana sessiz ama kararlı bir yol arkadaşı oldu diyebilirim. Stoacı düşünce zaman zaman sert gelebilir; duygulara karşı mesafeli duruşu ilk başta yabancılaştırabilir. Ama bu kitapta onun duygusuz değil, sadece sağduyulu olduğunu
Kendime DüşüncelerMarcus Aurelius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202428,1bin okunma
Karamazovlar Biziz: Bir Dostoyevski Gerçeği
9/10
·1025 syf.··
Beğendi
·
2025 19. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2025 20:04
Artık Rus romanları gibi yaşıyoruz. Ne okuduklarımız yabancı geliyor ne de abartılı. 19. yüzyıl Rusya'sındaki yozlaşma, aile bağlarının kopuşu, sınıfsal eşitsizlik ve ahlaki çöküş; 21. yüzyılda hâlâ canlı, hâlâ içimizde. Dostoyevski sanki geleceği görmüş, bugünü yazmış gibi. Eskiden romanlarda okuduğumuz şeyler artık hayatın ta kendisi. Karamazov Kardeşler sadece bir aile dramı değil; toplumsal çürümenin, bireysel yozlaşmanın ve vicdanın sınandığı bir roman. Psikolojik açıdan baktığımızda; dört kardeşin her biri başka bir yönümüzü temsil ediyor: Alyoşa iyiliği, İvan aklı ve sorgulamayı, Dimitri tutkuyu, gayrimeşru oğul Smerdyakov ise bastırılan karanlık tarafı... Her biri insanın içinde yaşayan farklı yüzleriyle karşımıza çıkıyor. Belki de baba, dönüşmeyi korktuğumuz yönümüzdür. Roman sadece bireyleri değil, bir dönemi ve toplumu da anlatıyor. Din adamlarının halkı nasıl kandırdığı, zengin sınıfın keyfi bir hayat sürerken halkın sömürülmesi, yoksulluğun getirdiği ahlaki çöküş... Bunlar geçmişte kaldı diyemeyiz. Bugün hâlâ geçerli. Hâlâ bir palto almak için senelerce çalışan insanlarız. Hâlâ sömürülüyoruz. Ve hâlâ vicdanımızı korumaya çalışıyoruz. Kitaba dönecek olursak; dört kardeşin, dört karakterin hikâyesi, aile bağlarının zayıf olduğu bir ortamda her birinin kendi yolunu arayışını anlatıyor. Dimitri tutkularının esiri, evin asi çocuğu, yaşamını hoyratça savuran, gururlu, onurlu ama sonunu düşünmeyen biri. Aşk onun için her şeyin üstünde. İçinde, kendinden bile sakladığı bir inanç taşıyor. İvan’ın Tanrı inancına rağmen Tanrı’nın yarattığı dünyaya inanamaması, romanın felsefi derinliğini zirveye taşıyor. Tanrı’ya inanmak mı zor, yoksa dünyaya güvenmek mi? Bu ikilem, özellikle İvan karakteri üzerinden bize insan olmanın en derin çelişkisini hatırlatıyor. “Evet,
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,4bin okunma