Fatime Tülübaş

Fatime Tülübaş
SADECE VE SADECE KİTAP
Hepimiz Miskinler Tekkesi’ne Tâbiyiz
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 22:54
Henüz ilk sayfalardan itibaren kendini hissettiren bir şey vardı: Bu kitap, gördüğü değerin çok daha fazlasını hak ediyor. Kitabın isminin de metnin konusuna ve anlatılmak istenilen eleştirilere doğrudan hizmet ettiğini düşünüyorum. “Miskinler Tekkesi” sadece bir mekânı değil; bir zihniyeti, bir yaşam biçimini ve hatta farkında olmadan parçası olduğumuz bir düzeni simgeliyor. Buradaki “miskinlik”, yalnızca tembellik değil; sorumluluktan kaçma, çıkar uğruna eğilip bükülme, gördüğü yanlışlara rağmen sessiz kalma hâli. Başlangıçta Osmanlı’nın son dönemlerindeki çalkantılı yapıyı, İttihatçılarla birlikte değişmeye çalışan düzeni ve buna karşılık ya direnen ya da sadece izleyen insanları anlatıyor gibi görünse de, ilerledikçe bunun çok daha derin bir metin olduğu anlaşılıyor. Roman, kökleri paşalara dayanan bir ailenin hikâyesi üzerinden aslında bir zihniyeti eleştiriyor. Görünürde güçlü, itibarlı ve devletin içinde yer alan bu insanlar; özünde bağımlı, çıkar ilişkileriyle ayakta duran, bir anlamda “dilencilik” yapan bireyler olarak karşımıza çıkıyor. Kahramanın da bu çizgiyi devam ettirmesi, insanın köklerinden ve özünden ne kadar kaçabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Eserin en çarpıcı yanlarından biri, eleştirisini açıkça değil, satır aralarında yapması. Devlet dairelerinden okullara, mahallelerden insan ilişkilerine kadar geniş bir alanda; düzenin nasıl işlediğini gösteriyor. Üst-ast ilişkilerinde liyakatten çok görünüşün belirleyici olması, iyi giyinenin ve sisteme uyum sağlayanın yükselmesi, buna karşılık çalışkan ama “uygun görünmeyen” insanların değersizleştirilmesi… Tüm bunlar, dönemin olduğu kadar insan doğasının da eleştirisi. Zenginleştikçe doyumsuzlaşan insanlar, fakirlik içinde bile hırsla hareket edenler, çıkar uğruna eğilip bükülenler… Roman, sadece
1000Kitap
Miskinler TekkesiReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 20102,688 okunma
Seda Şenay isimli okura yanıt verildi
Fatime Tülübaş
Teşekkür ederim 🍀 Değindiği konular, karakterler her biri o kadar ince dokunmuş ki metinde. İnsan okurken sanki o anların içindeymiş gibi hissediyor. Âlem miskinler tekkesi olmuş, bizler de miskin..
Reklam
Rüya İçinde bir Rüya
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 10:29
Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet adlı eseri okumaya başladığımda ve geldiğim noktada da şunu açıkça gördüm: Bu metin, Ziya Paşa ve Namık Kemal’in “Rüya” metinlerinden sonra çok daha geniş kapsamlı, bilim kurgu ile harmanlanmış bir ütopya örneği sunuyor. 1912-13 yıllarında, Osmanlı’nın çalkantılı ve yıkıma yakın döneminde yazılmış olmasına rağmen, geleceğe dair son derece cesur ve sınırları zorlayan bir hayal gücü barındırıyor. Bu eser pek bilinen bir metin değil. Oysa Türk edebiyatının ilk gelişmiş siyasi ütopyalarından biri olmasına rağmen hak ettiği ilgiyi görmemiş. Bu durum benim için aynı zamanda bir eleştiri konusu. Çünkü bizler çoğu zaman kendi edebiyatımıza ve tarihimize yeterince yönelmiyoruz. Rus ve İngiliz edebiyatının pek çok yazarını ve eserini bilir, okuruz; ancak kendi edebiyatımıza döndüğümüzde aynı ilgiyi gösterdiğimizi söylemek zor. Günümüzde de daha çok bilinen, popüler yazarlara yönelme eğilimindeyiz. Oysa ben, tarihin tozlu sayfalarında kalmış, unutulmuş ya da göz ardı edilmiş eserleri keşfetmeyi daha değerli buluyorum. Bu kitap da tamamen tesadüf eseri karşıma çıkan ve beni etkileyen metinlerden biri oldu. Yazarın kimliği hakkında çok fazla bilgiye sahip olmamamıza rağmen, ortaya koyduğu düşünce son derece güçlü. Herhangi bir siyasi ya da dini görüşü bir kenara bırakarak bakıldığında, 1912-13 gibi bir dönemde böyle bir gelecek tasavvurunun kurulmuş olması dikkat çekici. Eserde 2300’lü yılların İstanbul’u kurgulanıyor; teknolojinin ileri düzeyi, toplumun gelişmişliği ve yeniden güç kazanmış bir devlet tasviri yapılıyor. Yıkılmış ya da dağılma sürecine girmiş bir imparatorluğun yeniden ayağa kalkabileceğine dair güçlü bir inanç hissediliyor. Bu yönüyle eser, yalnızca bir hayal değil, aynı zamanda bir umut metni. Bu kitabı okurken
Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi RüyetMolla Davudzade Mustafa Nâzım Erzurumî · Can Yayınları · 2021103 okunma
mrcan isimli okura yanıt verildi
Fatime Tülübaş
Benzerlik yok sayılır ama aynı tat ile okunan bir metin. Beğeneceğini tahmin ediyorum.
Zorlu Bir Yolculuk
6/10
·127 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 00:00
Kadınlar Günü vesilesiyle Virginia kendine ait bir oda kitabını okumak istedim. İnternetteki yorumlara baktığımda bunun yazarın “en kolay okunan” kitabı olduğu söyleniyordu. Bu yüzden Woolf’la tanışmak için iyi bir başlangıç olacağını düşündüm. Ancak okumaya başladığımda kitabın benim için hiç de kolay olmadığını fark ettim. Kitapla birlikte bazı araştırmalar yapmak durumunda kaldım. Öncelikle deneme türü nasıl okunur, bilinç akışı tekniği nedir gibi konulara baktım. Bu süreçte kitaba ara verdiğim de oldu. Bu iki kavramı anlamaya çalışmak bir yandan ufuk açıcıydı ama bir yandan da okumayı benim için daha yorucu hale getirdi. Kitap altı bölümden oluşuyor. Okurken her bölümü tek oturuşta bitirmeye çalıştım. Metin kısa olsa da kısa olması kolay anlaşılır olduğu anlamına gelmiyor. Yine de bir bölümü kesmeden okumak, düşünce akışını takip etmeyi biraz daha kolaylaştırdı diyebilirim. İlk bölümde yazar bir üniversite kampüsünde yürürken çimenlere kadınların basmasının yasak olmasından bahsediyor. İlk eşitsizlik vurgusu burada başlıyor. Ardından bir yemek sahnesi var; bu sahnede masada su ve şarap bulunuyor. Kadınlara su, erkeklere ise şarap sunulması üzerinden hem eşitsizliğe hem de kadınlara sunulmayan imkânlara dikkat çekildiğini düşündüm. Bu bölümlerde Woolf birçok yazardan söz ediyor; hem erkek yazarları hem de bazı kadın yazarları örnek veriyor. Kadın yazarların zaman zaman kendi kimliklerini gizleyerek yazmalarını eleştirirken, erkek yazarların kadınlar hakkında yazıp onları tanımlıyor olmasını da sorguluyor gibi geldi bana. Üçüncü bölüm ise benim en çok dikkatimi çeken bölümlerden biri oldu. William Shakespeare’in bir kız kardeşi olsaydı ne olurdu sorusu üzerinden bir düşünce deneyi yapıyor. Shakespeare’in sahip olduğu yetenek ve başarıyı düşünürken, aynı yeteneğe
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Kitabevi · 202148,2bin okunma
Fatime Tülübaş
Harika bir inceleme metni olmuş..
Ruhun Sessiz Vedası
8/10
·160 syf.··
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Mart 2026 09:21
Maria Luisa Bombal’ın Kefenli Kadın kitabını okumaya başladığımda oldukça farklı bir anlatıyla karşılaştım. Roman, ölmüş bir kadının hikâyesini anlatıyor. Kadının ruhu geçmişteki insanlarla bir nevi sessiz bir hesaplaşma yaşıyor geçmişteki anılar üzerinden; ilk aşkıyla, çocuklarıyla, eşi, babası ve kardeşleriyle. Aslında bu konuşmalar, hayatı boyunca söyleyemediği, içinde tuttuğu her şeyi dile getirmesi gibi. Kitapta dikkatimi çeken önemli noktalardan biri, kadın karakterlerin birbirinin aynası gibi olması. Hepsinin aslında içimizden biri olması. İhtiyaç duyduğu ve çok sevdiği kişi tarafından terk edilen, kocası tarafından eziyet gören, çok güzel olduğu için eve kapatılan, kendini başkalarıyla kıyaslayan, kendini çirkin ve değersiz hissederek intihar eden kadın. Ve de kendisini sevmeyen ve bunu bildiği halde buna razı olan kefenli kadının kızı.. Bizler de bazen inatla durmamamız gereken noktada dururuz, duruyoruz. Kitapta erkeklere karşı dil yer yer sert. Erkeklerin çoğu zaman gerçekçi olmadığı, korkak oldukları ve olgun davranışlar sergilemedikleri dile getirilir. Erkek kardeşinin geçmişte bir kadını yargıladığı için sevmediği biriyle evlenmesini, oğullarının ise kendilerini geliştirememesini ve olgunlaşamamasını ve de sevse de giden ve aldatan koca ve sevgili. Çok güzel olduğu için karısına güvenmeyen ve güzelliğinin bedeli ödetilen kadından ötürü sert dilin haklı olduğunu hissettiriyor okuyucuya. Kitapta şöyle bir cümle var: “Bir takım şeyleri anlamanız için ölmeniz mi gerek?” ve ardından “Ah Tanrım, sevgili Tanrım, anlaşılmak için ölmek şart mı?” diye. Bu cümleleri okurken şunu düşündüm: Belki de bazı şeyleri gerçekten anlayabilmek için insanın bir kez ölmesi gerekiyor. Elbette gerçek anlamda değil; ama sanki insanın hayatında bir kırılma yaşaması, bir şeyi
1000Kitap
Kefenli KadınMaría Luisa Bombal · Dedalus Kitap · 202688 okunma
Seda Mellor isimli okura yanıt verildi
Fatime Tülübaş
Merhaba, ilgi ve dönüşünüz için çok teşekkür ederim.. Böyle bir kitabı da çevirerek biz okurlara sunduğunuz ve emeğiniz için de teşekkürler ayrıca.. Mail adresinizi mesaj olarak iletirseniz tabiki de iletirim. 🍀