... "her şey geçer. Her şey unutulur. Kendini bir felaketin içinde kaybetmenin manası yoktur"...
...
"Hiç geçmeyen, hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi! Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."
Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde, memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkânsızlıkla beraber gelmişti? Niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu?.. Niçin? Kimin için?..
İçimde bir yağmur sonbahardan çalınmış
bir kaç 'eylül' bir de sen senelerin ardında
Tarabya’da bir santur nihavende gömülmüş
ümitlerim küçülür saçlarımın kırında
Fakat işin doğrusu, yönümü tayin edemiyorum, gerçekten ne istediğimi, yaşamak mı yoksa kendimi vurmak mı istediğimi asla anlayamıyorum ve işte buna rağmen her zaman yanımda bir tabanca taşıyorum.