Ali - Hamid - Naima
Kaçış – Uyum – Arayış
Pişmanlık – Unutmak – Özlem
Acı – Küskünlük – Benzemek
Kaybeden - Kaybolan - Kayıp
Üç nesil, üç ayrı hikâye, üç ayrı duygu…
Normalde tüm kitapları—özellikle sevdiklerimi—çok sevdiğim bir yemeği yer gibi iştahla okurum. Ama bu kitapta şaşırtıcı bir şekilde kendimi tam tersine kaptırdım: ayrılmak istemedim, bitmesin istedim. Kitap Naima’nın bölümüne geçmese sanırım Ali ve Hamid’e veda edemezdim.
Bölüm bölüm incelemek istiyorum.
⸻
Ali
Ali için tek bir cümle seçecek olsam:
“Safını seçmek, ne bir anda ne de tek ve belirli bir kararla mümkündür.”
Ali için de mümkün olmadı. Nereden bilebilirdi ki Bayır’da boğaz kesen adamların kazanıp “özgürlüğü” ülkeye getireceğini? Bilemezdi ve bilemedi. Tek amacı kocaman ailesini bir arada tutmaktı; tüm savaşı buydu. Cezayir’in bağımsızlığından bile önemliydi. Çünkü Ali için önemli olanların sırası vardı:
Hamid
Kendisi
Yema ve diğer çocuklar
Bağımsızlık da vardı elbette bu sıralamada… Ama ilk üçe girmiyordu.
Ali’nin—ister sürgün diyelim ister kaçış—hikâyesi beni çok etkiledi. Köklerimdeki göçmenlik mi tetiklendi, vatandan ayrılma korkusu mu sardı bilmiyorum. Ama Ali’nin attığı her adımında sanki yanındaydım. Mantıklı bulduğumu söyleyemem ama anladım. Ali iyi adamdı.
Karakterin hikâyesi çok kuvvetli örülmüştü. Cezayir’in 1940–1960 yıllarındaki kültürel ve sosyal yapısının aktarımında ise aynı yoğunluğu bulamadım. Yine de bunu önemsemedim; sadece biraz daha Cezayir okumak isterdim.