"Sen bir avsın, bense bir avcı." Sanki bir sırrı açık edercesine konuşuyordu. "Avcı avını yakaladığında ne yapar, biliyor musun?" Kaşlarını kaldırdı, gözlerime ebedi bir öfkeyle bakmayı sürdürürken, bundan rahatsız olduğumu bile bile, bedenime daha fazla yaslandı. "Onu ya öldürür, ya da hapseder," diye konuştu fısıltılı bir sesle. "Hapsolduğun yerde ölmek için çırpınma küçük kız."
"Kendisi bu gece bana eşlik edecek."
"Sana benden başka eşlik edebilecek tek bir kişi varsa..." Nefesi tenime çarptı. "O da aynadaki yansımamdır. Diğerlerinin cesaret edebileceğini sanmıyorum."
"Düşmanımla yan yana duracak değilim."
"Düşmanınla yan yana durmak istemiyorsun..." derken sesi iğneleyici bir fısıltıya dönüştü. "Ama her fırsatta onunla sev**iyorsun. Eğer düşmanını istemiyorsan, neden sana dokunmama izin veriyorsun, Hisar?
"Savaşmayıp pes mi edeceksin?" dedim tek kaşımı kaldırarak. "Bu sen değilsin Bronz."
Bronz'un yüzündeki ifade bu sefer daha farklıydı. Sanki içinde fırtınalar kopuyordu ama yüzeyde sessiz kalıyordu. "Savaşıyorum zaten," dedi etkileyici bir tınıyla. "Ama Arkana için değil."
"Kiminle savaşıyorsun?"
"Senin zihninle, unuttuğun anılarınla, kayıp günlerinle ve..."
Bir adım daha yaklaştım, nefesim kesik kesik çıkarken, "Ve?" dedim.
"Geçmişimizle savaşıyorum," diye devam etti Bronz.