Kabukları Kıran Sessizlik
Heybetiyle çarpar yüreğe karanlık,
Bir dağın dibinde titreyen yalnızlık gibi…
Ne çığlık atabiliyor insan,
Ne de susabiliyor tam yerinde.
Sanki dünya, içe çökmüş bir çığ.
Çaresizliğin eli ağırdır,
Her tuttuğu yerden bir şey eksilir.
Gözlerin artık su değil,
İçine akan yanık zamanlar taşır.
Ve sen…
Bir yaranın içinde doğmuşsun meğer.
Zorluk, adını anmadan gelir,
Bir sabah, sol göğsüne oturur.
Kalkmak istersin,
Ama yerçekimi değil, kader tutar seni.
"Sabret," der biri,
Ama içindeki fırtına çoktan
sabır kıyılarını yutmuştur.
Acı, bazen bir ses olur kulaklarında:
“Bu da geçer…”
Ama geçmediği zamanlarda,
İncinmiş çocukluğunun duvarlarına yaslanırsın.
Ve dersin ki:
"Ben, bu kabukları kırarak büyüdüm."